Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yıl sonu (Yeniden!)

Dostum, bir yılın daha, 2013'ün, son saatleri. Yine bir yıl bitiyor. Bir zaman dilimi bir başkasına devriliyor. Devrilen bu zamanda bazılarımız en değerli şeyimiz olan geçen zamana rağmen kutlamalar yapıyor. Elimizden akıp giden zamana rağmen...

Bir yıl bitiyor. Yeni bir yıl başlıyor. Her son gibi bu da yeni başlangıçlara gebe olmalı... Eğer bunu bir son kabul ediyorsak, neden olmasın? Bazılarımızın değişecek hayatlarına, kararlarına, beklentilerine, tanışma, tanış olma niyetlerine...

Kötü Maya şakalarından sonra 2012 de bitti. Ne "kötü" kıyamet senaryoları ne de iyileri gerçekleşti. Ne ortak bir bilincimiz var hala, acıları ortadan kaldıracak, ne de dünyamız felaketler sonucu yok oldu. O, eşini dostunu geride bırakıp Şirince'ye gidenler nasıl geri döndüler dersin? Döndüklerinde onlar için kıyamet kopmamış mıdır? Ne de olsa döndüklerinde muhtemelen ne eşleri ne de dostları kalmıştır! Ama bunların hepsi şu anda boş. Anlamsız! Hayat devam ediyor çünkü...

Yıl başları, k…

Tanışıklık

Tüm geçmişine, tüm hakkında bildiklerinize, tüm ortada olanlara rağmen biriyle tanışma, onu tanıma gayretinize, her gün yeni bir yönünü keşfetmenize denen şeydir aşk.

Rüya

Genişce denemeyecek bir çayırda bir gurup koyun görüyorum önce. Sonra oranın çayır değil de düşüncelerim olduğunu fark ediyorum. Kırk koyun diyorum kendi kendime kırk tilki misali kuyrukları birbirine değmeden dolaşıyor kafamın içinde. İçlerinden biri insan budistlere taş çıkartırcasına "hepimiz bir yerde otlamayalım" diyor, "onlarında yaşama hakkını ellerinden almayalım!" Konuşması değil de düşüncesi garip geliyor rüyamda.

Uyanıp müzik açıyorum sonra gecenin bir saatinde. Dolulardan boşlara, boşlardan dolulara aktarımlar yapıyorum. O bilindik sonuçtan başka birşey çıkar mı diye bakıyorum. Sonuç bilindik; biri dolmuyor, biri almıyor. Son zamanlarda inatla düşük seyreden tansiyonum yükseliyor, nabzım kestirilemez ritimler sergiliyor. Akşamları diyorum daha az çay ve kahve tüketmeliyim. Bir de daha az düşünmeli...

Yine klasik kaygılarıma dönüyorum. Bundan şu zarar görürse, şundan bu... Sonu yok bu düşüncelerin diye bilsem de elimden bir şey gelmiyor. Önüme çıkan her…

"I", Batının birinci tekil kişisi

İngilizce öğrenmeye başladığım yıllarda kafama kazınmış ama nedenini bilmiyorum; "I" yani "ben" cümle içinde dahi büyük yazılmalı demişti hocalarım. Çok sorgulamadan kabul etmiştim bende. Yazı dilinde cümlenin neresine gelirse gelsin büyük yazılan tek özne diye yazılmış kafama...

Bu kültür "ben"i diğerlerinden kesin ve katı bir şekilde ayrırır batı medeniyetinde. "Ben" ve "sen" yani "biz" dahi bir süre sonra bu "I" temelinden dolayı "biz" ayrımına girer. "Biz" karşısına önce bir "siz" koyar. Sonra "onlar", "diğerleri" gibi karşıt kavramlar eklemlenir bu anlayışa... "Sen" ve "o" gibi birinci tekiller zaten yoktur bu aşamadan sonra...

"Ben" mutluysa, iyi kazanıyorsa, karnının doymasından geçmiş tüm zevkleri elde edebiliyorsa dünya cennettir. "Siz", "onlar" ve hatta "diğerleri"nin hiçbir önemi yoktur. Bırakın …

Yine Senden

Yine bana dün senden bahsettiler
Yine ne kadar kör olduğumdan
Yine ne kadar güzel olduğundan

Yine bana dün senden bahsettiler
Yine bilmeden senelerdir sana yazdıklarımı
Yine anlamadan senin aslında kim olduğunu

Yine bana dün yeni senden bahsettiler...

Bugün gelen geçmiş!

Mescid-i Haram yasağı ve kin (Maide Sûresi 2. Ayet)

...Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

Sizin olsun

Araçlarınızın ısıtmalı koltuklarındaki
Şikayet dolu yolculuklarınız sizin olsun.
Bana sıkışık otobüslerin, dolmuşların
Ayakta kitap okuduğum yolculukları yeter.
Güneşli günlerde soğumak için kullandığınız
Klimalı araçlarınız sizin olsun.
Bana açık havanın o terleten bunaltıcı sıcağı yeter.
O sahici mutluluklarınız sizin olsun.
Bana benim sahte mutsuzluklarım yeter.
O çoğul kalabalıklarınız sizin olsun.
Bana benim tekil yalnızlıklarım yeter.
Doyumsuz tatlarla dolu hayatlarınız sizin olsun.
Bana onurlu ölümlerim yeter.

Sarı, kırmızı, yeşil tüm bez parçalarınız sizin olsun.
Bana benimle gelecek olan 9 metrelik beyazlık yeter.
Tüm sloganlarınız, sıkılı yumruklarınız sizin olsun.
Bana gerektiğinde kıyamda gerektiğinde yerde olan anlım yeter.
Ceplerinizdeki yumurtalarınız, ellerinizdeki coplarınız sizin olsun.
Bana benim sizden ayrı olan yalnızlığım yeter.
Tüm haberleriniz, gazete ve televizyonlarınız sizin olsun.
Bana sararan yapraklarıyla duran kitaplarım,
Hatta tek bir Kitap yeter.
Tüm i…

Okumak!

Dostum,

Metallica'nın en sevdiğim şarkılarından biri olan "Mama Said" şöyle başlar:

Mama, she has taught me well 
Told me when I was young 
"Son, your life's an open book 
Don't close it 'fore it's done"

Kabaca şöyle diyor:

Annem, bana çok iyi öğretmişti
Ben gençken söylemişti
"Oğul, hayatın açık bir kitaptır
Bitmeden onu kapatma"

Dostum, dün iletişim sosyolojisi çalışırken bir paragrafa denk geldim. Paragraf iletişim sosyolojisinin kültürel çalışmalar yaklaşımı ile ilgiliydi ve tanım ve değerlendirmelerini "metin" ve "okuyucular" üzerinden şöyle yapıyordu;

"Kültürel çalışmalar yaklaşımı, metin ve okuma kavramlarına geleneksel anlamlarından farklı anlamlar yüklemektedirler. Metin aslında yazılı bir anlamlandırma biçimi olarak tanımlanabilir. Eleştirel iletişim araştırmaları, metin kavramını her türlü iletişim mesajını dile getirecek şekilde kullanmışlardır. Herhangi bir televizyon görüntüsü, bir fotoğraf, herhangi b…

Yükte ağır pahada hafif bir hayır!

Bugün yükte ağır pahada hafif bir hayır yaptım. En azından ben öyle sanıyorum.

"Kapalı ayakkabı" (bot) ile gittiğim mekandan bir kaç alternatif ürettiğim bir eylemden sonra açık ayakkabı(terlik) ile döndüm! Üstelik dün yağan kar da sokakları hala terk etmemişti.

Şimdi ilgili hayır eylemi için şu çıkarımlarda bulundum kendimce:

Eylemcinin, benim "kapalı ayakkabı"larımı alan kişinin, ihtiyacı vardı ve ayakları bu kış gününde bir nebze olsun ısındı.Eylemci kendi ayakkabılarını bırakıp başkasının "kapalı ayakkabı"larını giyecek ve fark etmeyecek derecede dalgındı. Bu da derdinin büyük olduğunu gösterir ki, umarım ayaklarının bir nebze olsun ısınması ile rahatlamış, en azından ayaklarının üşümesi derdinden kurtulmuştur.Eylemcinin paraya aşırı derecede ihtiyacı vardı ve benim "kapalı ayakkabı"larım ile bu ihtiyacı giderebileceğini düşündü. Umarım biraz olsun feraha kavuşmuştur. Hoş bana sorsa ikimizde daha kolay ferahlardık ya... Neyse velhasıl eylemci…

Modernite

Modernite; insanın en sevdiğinin gözleri önünde ateşe/uçuruma yuvarlanırken elini uzatıp onu tutmaya çalışmaması ya da çalışsa bile en sevdiğinin o eli ne kadar sevildiğini önemsemeden geri itivermesidir.

Adalet ve şahitlik bahsi (Nisâ Sûresi 135. Ayet)

Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hepsi sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnızca Allah korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir.

يَٓااَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓإَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُٓا اَوْ تُعْرِضُوا فَ…

Mevlânâ'yı yanlış anlama ve anlatma sanatı

Hemen her şeyde olduğu gibi Mevlânâ'yı da yanlış anlama ya da hiç anlamama üzerine uzun çabalarımız devam ediyor. Popüler kültür sadece şekle indirerek bir değerimizin daha içini boşaltıyor.

Bugün Mevlânâ'nın kendi deyimiyle düğün gecesi (Şeb-i Arûs) ama günümüz popüler kültürü bu özel günün aslında anlatması gerekenlerin tamamını es geçip şekle yani Šsemâ törenlerine indirgiyor. Ortada beyitler dolusu bir öğütler yumağı varmış, bazılarının umurunda değil!

Bir de büyük olasılıkla Mevlânâ'ya ait olmayan "Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..."[1] beyti var! Bir tarafta "Her gönle secde için izin yok, her ücretlinin ücreti rahmet değil. Kendine gel de "Tövbe eder, Allah'a sığınırım" diye cürümde bulunma, günah etme. Tövbeye de bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek bir bulut şart. Meyvenin olması için hararet ve su lazımdır. Bunun için de bulut ve şimşek icabeder." "[2] diyen bir Mevlânâ varken hangisi daha gerçekçi geliyor. …

İki Şiir (Ceyhun Yılmaz ve İbrahim Tenekeci)

Zaman Otobüsü II

Hayatım boyunca
İçinde olduğum otobüsü beklemişim
Birçok yolcuyla tanıştım
Kimileri hoş... ama kısa sohbet
Kimi hiç konuşmadı
İyi sohbetim olanlar bazen arkada kaldı
Belki yeni binenlere yer açtı
Avuçların içine
Not... alınyazıları
Herkesin kafası önde
Kabul edilmiş sessizce rota
Bir kez
Nereye gittiğimi sormak istedim
Şoförle konuşmak yasak

Ceyhun Yılmaz

* * *
Düş ve Dua

Yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp
Uçurumları kıyı sanarak
Ve dağlar erişilmeyince acı verir
Sözünü unutarak
Kaf dağına gitmek istedim.

Irmak inadıyla yürüdüm uzaklara
Bir derviş olup yürüdüm uzaklara
Heyecanımı dindiremedim.

Yanıldı denektaşım, geriye döndüm
Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp
İpeksi bir sessizliğe büründüm:

Bir hayat, mahcup ve duru
Tanrım, gülleri
Ve sessiz harfleri koru.

İbrahim Tenekeci

Nisâ Sûresi 85. Ayet

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.

 مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً

Sen

Sen diye başlıyorum cümlelerime
Eş koşmaktan korkup hatırlıyorum
Bir sen varsın
Bir sen olmalısın deyeyazıyor içim
Daha düşüncemde nokta koymadan cümleme
Hayır diyen bir ses yükseliyor içimde

Uzaklarda bir yerde diyorum
Bir sen olmalı
İçine ben düşermiş gibi olduğunda
Benim gibi ürken, O'nu bulan yeniden
Kapının arkasında bir sen
Kapımın arkasında bir ben

Biz üç kişiyiz diye başlıyorum
Düşümde kurduğum cümlelere
Daha noktası konmadan
Hayır diyen bir ses içimde
Biz biriz, Bir'in yansımalarıyız sadece
Kapılarımızın arkasında bir biz
Aç, sana geldim
Aç, sen geldim...

Hukukun Etkinliği Problemi

Cicero'nun ünlü deyişi "Ubi societas ibi ius (Eğer toplum varsa hukuk da oradadır.)" der. Zıt tarafından bakarsak da toplumun olmadığı yerde hukuktan bahsetmek mümkün değildir. Bizde ki hukuksuzlukların temel sebeplerinden biri de toplum yapımızın gittikçe bozulmuş olması. Bir de bunun yanına hem içteki hem de dışarıdaki hainler eklenince bütünleşmiş bir toplum oluşturma çabalarımızın hepsi boşa çıkıyor.

Bu yarım yamalak yapılanmış topluma rağmen, eksik de olsa bir kanun düzenimiz var. Ancak bu kanun düzenine hukuk demek pek mümkün değil. Çünkü hukukun, hukuk sayılması için adil, etkin ve tutarlı olması gerekir. Ne adil olmayan ne de etkin yaptırımlara dayanmayan bir sisteme hukuk sistemi demek mümkün değildir.

Toplumun ihtiyaçlarına doğru cevap vermeyen, haklıyı korumak yerine güçlüden yana taraf alan bir sistem ister istemez kendi muhalefetini oluşturur. Kendi canını, namusunu emanet ettiği devlet bunu yerine getir(e)miyorsa insanlar bunu kendileri yapmaya başlarlar. H…

Projeler (Çamlıca Câmii)

Neşet Ertaş'ın babasından naklettiği bir şey var: " 'Baba,' dedim 'Neden sen kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun?' dedim. 'Oğlum,' dedi 'ozanlar birbirinin devamıdır.' dedi. 'Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım.' dedi."

Aynı girişi kullanıyorum ikinci kez. Çünkü uyguladığım ve idealim olan düşüncelerin başkalarının dilinden söze yazıya dökülmesi, aklın yolu bir dedirtiyor bana. Uzunca bir zamandır elimde farklı alanlarda düşüncesi olgunlaşmış, hatta kimi neredeyse nihai halini almış birkaç proje var. Bu projelerin hepsi, bitmeye yakın olanı da sadece fikir aşamasında olanı da, aynı sebepten dolayı bekliyor.

Geçen gün bunların arasına Serkan'ın önerdiği bir fikir daha eklendi. Bu arada proje demişken hiç biri öyle hayat değiştirecek şeyler değiller. Hemen hepsi de farklı alanlarda, kimi basit kimi…

Yûsuf ile Züleyha

Neşet Ertaş'ın babasından naklettiği bir şey var: " 'Baba,' dedim 'Neden sen kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun?' dedim. 'Oğlum,' dedi 'ozanlar birbirinin devamıdır.' dedi. 'Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım.' dedi."

Bazı şeyler böyledir. Ortaya bir farklılık bir üstünlük koyamıyorsanız hiç kalkışmazsınız o işe...

Yûsuf ile Züheyla'nın hikayeside böyle bir şey. Bilmeyen kimse yoktur sanırım. Ama yine de bir hikaye yeniden nasıl yazılır diye güzel bir örnek olacak bir kitaptan yeniden okudum Yûsuf ile Züleyha'nın hikayesini. Hele ki bir de tavsiye üzerine okuduğun İhsan Oktay Anar'ın Yedinci Gün işkencesinden sonra Nazan Bekiroğlu'nun satırları için ancak terapi benzetmesi yerinde olur.

Güzel hikaye şöyle başlar:

Her kuyuya atılanı düşmüş sanma...

Her yüzüne güleni dost sanma...

Her…

Zaman

Birinin yüzünden zamanı anlamanın yolu göz kapaklarının kapanışındaki ritme bakmakla da mümkündür; göz kapakları yavaşça açılıp kapanan kişinin sohbetine nail olamadan ayrılmaksa büyük kayıptır.

Sizin hiç babanız öldü mü ?.. Gazze'yi hiç duydunuz mu? Hiç ağladınız mı ?*

Bir anda gelişti, bir anda oldu: Gazze'ye gidiyoruz.
Ne ürkünç bir cümleymiş ki bu, duyandan “Ah, vah, aman dikkat, n'apacaksınız orda ya, olur mu ya” inlemeleri, sızlamaları yükseldi. Orda insanlar ölsün, sen burdan uzaktan uzağa inle, sızla. Bu mu adalet? Tabii herkes gidemeyebilir ama giden gider, ağlayan ağlar, ölen ölür kardeşim. Hayat ne kadar gerçekse, Gazze de o kadar gerçek işte.

Ben heyecanlandım. Bombalar yağarken girmemiştim hiç o şehre daha önce. Aldım çantamı çıktım. “Ne yapacaktım ki o insanlar için. Görecektim o kadar. Ne yapacaktım ki o insanlar için. Ağlayacaktım o kadar...” Empati yoksunu, kolaycı insanlar böyle konuşsun dursun değil mi, hep konuşurlar zaten. 'Ne yapacağımı', var mı? Görüp, ortak olacaktım. Paylaşacaktım...
Sahi, “Sizin hiç babanız öldü mü”... Okudunuz mu bu şiiri, bir anlam yüklemeye çalıştınız mı?
...

*Hilal Köylü'nün Sizin hiç babanız öldü mü ?.. Gazze'yi hiç duydunuz mu? Hiç ağladınız mı ?bağlantısında söylediklerinin dev…

Doğru Reklamın Gücü (Lenka - Everything At Once)

Windows 8 diyerek mi başlasam? Yoksa Lenka, Evrything At Once diyerek mi? Bir reklamın ne çok şey değiştirebileceğinin en güzel örneği bir şarkı diyerek mi girsem konuya? Baştan söyleyeyim esas olay şarkı.

Windows 8 işletim sistemini ofisteki arkadaşlar birkaç aydır kullanıyorlar. Milyonlarca satırlık yazılım kodunu bir araya getirerek bu şekilde çalıştırmak gerçekten büyük başarı. Bu nedenle yiğidi öldürsek de  hakkını başta teslim etmek lazım. Ama bir önceki sürümünden çok farklı mı Windows 8? Cevap, "Surface" arayüzünü (yani yeni başlat menüsü şeklini) bir yana koyarsak kesinlikle hayır. Ne de olsa teknik olarak gelen değişikliler/yenilikler ortalama kullanıcıyı pek ilgilendirmez. Şu an kullandığınız sistem ihtiyaçlarınızı karşılıyor mu? Sanırım bu soruya birçok kişi, "Evet" der. O halde neden yeni sistemi tercih edelim?

Çünkü reklamlar bize bunu yapmamızı söylüyor. Tıpkı işimizi gören telefonumuzu, henüz eskimemiş ayakkabı ya da çantamızı değiştirmemiz gerektiğ…

Mavi Marmara*

Bir ülkü uğruna yaşayamıyorum
Ölürüm o halde bir ülkü uğruna
Bir karınca olamıyorsam
Kabe yollarında
Olamıyorsam bir kuş dahi ateşin karşısında
Bırakırsınız ölürüm bir ülkü, bir hak uğrunda

Bir ülkü uğruna dahi olsa öldüremem
Ne kadar aşağılık da olsa insan suretinde birini
Korkarım aşırıya gidenlerden olmaktan
Ama can olmak, bir çocuğun canına siper olmak varsa ucunda
Zalimin karşısında ayakta dururum hiç değilse
Ölürüm bir ülkü uğrunda
Ezilirim çöllerde bir karınca gibi
Yakarım kanatlarımı ateşin narında

Tüm denizler bizim
"Mavi" Marmara, "Kara"deniz ve "Ak"deniz bizim
Adı değişse de yegane dileğimdir
Bulunmak rotası Gazze olan bir gemide
Öldüremem kimseyi bir ülkü uğruna
Ülküm yaşatmaktır ne de olsa
Ve fakat yaşayamıyorsam ülküm uğrunda
Hiç değilse ölürüm yolunda...

*Gazze'ye gidecek bir sonraki gemide bulunmak adına taahhüdümdür.

Hicret

Dün hicri yılbaşımızdı. Yine dünyanın dört bir yanında bir takım yoldan sapmışlar mazlumları öldürüyordu. Dini, dili, ırkı ne olursa olsun mazlum her yerde mazlumdu dün yine. Dün bizim hicri yılbaşımızdı.

Neydi hicret? Dininden -yaşam şeklinden- dolayı hayatı çileler yumağına dönmüş mazlum insanların bir yerden başka bir yere göçmesi... Ve onun gibisi bir daha olmayacaktı.

Dün yine mel'unlar Müslümanları öldürüyorlardı. Tarih özellikle mi seçilmişti? Kibirlerini bir kez daha göstermek istercesine... Bu dünya üzerindeki kudretlerini sergilediler akıllarınca. En güçlü, en modern silahlarıyla saldırdılar dün. Dünde bir gün zehirli kılıçları vardı. Bugün lazer,uydu güdümlü füzeleri... Filistin'de, Suriye'de Allah'a inandığını söyleyen adamlar başka bir takım inançlı kişileri öldürdüler dün. Sırf başka bir peygambere inanıyor, yaşam şekli, konuştuğu dil farklı diye...

O inandığınız on emrin altıncısı ne diyor? Ne diyor o inandığınızı söylediğiniz Furkan! Tamam anladık şımar…

Gündüz Düşleri

Bu gece ne yapsak?
Sussak sadece, susarsak anlaşsak
Sarılsak öylece
Nefeslerimizle uyusak
Sessizce uyansak yine
Sessiz bir dokunuşla günaydın desek birbirimize
Kalksak, yine konuşmasak
Bakışmasak
Birbirimizin varlığında huzur bulsak

Biliyorum ne desem şehvete yoracaklar şimdi
Ama dinlemiyorum, duymuyorum onları
Devam ediyorum gündüz düşlerime
Mesala birinde okuma koltuğumuzda uzanıyoruz beraber
Kolların yorulmasın diye benim tuttuğum kitabın
Sen çeviriyorsun yapraklarını
Yok olmaz bu çünkü kağıt bıçaktan keskindir bazen
Bu yüzden ben çevirmeliyim yaprakları da
Bazen benim sevdiklerimden bazen seninkilerden okumalıyız
Senin sesinden duymalıyım bazen sevdiğim cümleleri
Bazen de okumalıyım sana sevdiklerini

Bu gece ne yapsak?
Mesala televizyon koltuğumuza otursak
Beğenmesek hiçbir programı
Sonra bize güzel şiirler okuyan
Türkçe, Lazca, Kürtçe ve hatta İngilizce şarkılar çalan
Doğrunun yanında olmak için didinen gençler bulsak
Ne kadar ben gibi
Ne kadar sen gibi desek
Program bitse de dal…

Yeniden Meksika Sınırı

Uzun zaman önce tanışmıştım eski üçlü; İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf ile. Geçmişten gelen bir tanışmışlık duygusuyla izlemeyi sevdiğim bir programdı Meksika Sınırı. Sonra bir anda ortadan kayboldular. Farklı kanallarda farklı programlar yaptılar. Ama hiç birine ısınamadım.

Şimdi Ülke'de yeniden başladı program. Kaçaklardan sadece İsmail Kılıçarslan var. Ama tarzı hala aynı. İzlenir, izlenmesi tavsiye edilir...

Mariami Abduselişi'den Lazuri Nani-Nana da ilk kez orada dinlediğim Lazca bir ninni/türkü. Dinleyiniz, dinletiniz...

Ne diyordum: "Faklı bir dil farklı bir kültür demektir ve farklılıklar güzeldir."

Ve ekliyordum, "Dil kültürdür ve çok dillilik çok kültürlü olmak demektir ve çok kültürlülük güzeldir."

Sonra, "...ve en önemlisi dostum. Hoşgörü, çok kültürlülükle gelir. Hoşgörülü olmak da ayrı bir güzeldir." diyerek tamamlıyordum.

Ne diyorlardı Meksika Sınırı'nda:

"... Bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksi…

Bilgisayarlı okullar - FATİH Projesine farklı yaklaşımlar

Eğitim ve öğretim meselesi üzerinde epeydir düşünüyor ve düşüncelerimi burada paylaşıyorum. Özellikle dershane karşıtlığımı ve FATİH projesi gibi tüm öğretim sistemimizi kökünden etkileyecek teknolojik altyapı yatırımlarına olan eleştirilerimi bilmeyen kalmadı sanırım.

Bir yazımın içinde kısaca değindiğim Silikon Vadisi yöneticileri ve çocuklarını gönderdikleri okullar ile ilgili bir makale vardı. Makalenin aslı The NewYork Times gazetesinde "A Silicon Valley School That Doesn’t Compute" başlığıyla yayınlanmıştı. Uzun zamandır makaleyi Türkçe'ye çevirip buraya koymak istiyordum. Ancak bir türlü vakit bulup yapamamıştım. Sağ olsun Linux Gezegeni'nden takip ettiğim Ali Erkan İmrek, Anıl Özbek ve Zeki Bildirici'nin de yardımlarıyla benim bu sürekli ötelediğim işi yapmışlar. Ali Erkan İmrek eğer İngilizce biliyorsanız aslından okumanız daha iyi olabilir demiş ama benim de okuduğum kadarıyla gayet başarılı bir çeviri olmuş. İki bağlantıyı da aşağıya ekliyorum. En azınd…

Beni sana anlatırlar

İnanma
Gerçi bilirim inandıramazlar İnanamazsın
Gelir bir fotoğraf gösterirler sana
Yanımda bir kız, gözlerim mavi gözlerinde
İnanmazsın

Başka bir fotoğraf daha çıkartırlar
Yanımda başka bir kız, sarışın saçlarında ellerim
İnanmazsın

"Daha bitmedi" derler, bir tane daha çıkartırlar
Yanımda bir başka kız, bembeyaz elleri ellerimde
İnanmazsın

Yetmez, bir sonraki gelir
Yanımda bir kız, öyle kırmızı ki dudaklarıma değen dudakları
İnanmazsın

Dayanamaz sorarlar sana
"Daha ne görmen lazım" diye
"Cevap uzun, ayrıca inanmazsınız" der kestirin atarsın

Sonra ısrarlara dayanamaz
Başlarsın anlatmaya
"Bir" dersin, büyük ve kalın harflerle
"Onun fotoğrafları siyah beyazdır hep"

"Ve iki
Bakışları kırıktır hep o fotoğraflarda" "Ve üç" dersin
"Bir de benim dahi elimi tutmamış, saçımı okşamamıştır ki
İnanayım bir başkasıyla yaptıklarına" "Ve dört" dersin
"Hele o mavi gözlü kız yok mu
Tamamen palavra
Renksizdi…

Telkin

Dostum,

Şu günlerde ne çok kişi bana telkinde, tavsiyede bulunuyor.

İstemekten bahsediyorlar.

Bilmiyorlar!..

Bilemeyecekler!..

Onların bugün telkinde bulundukları yoldan geri dönmekteyim ben!

Ne ilginç! İnsan en çok en iyi bildiği şeye susabiliyor. Konuşmanın gereksizliğini en çok o zaman hissediyor.

Gülüyorum söylediklerine...

Anlamıyorlar!..

Anlayamayacaklar!..

Nasıl anlasınlar ki! Hiç farkına varamamışlar!

Dostum, biri sadece senin telkinlerine susuyorsa sana değer vermiyor demektir. Fakat herkesin telkinlerine uyarılarına susuyorsa bir bildiği var demektir. Unutma!

Neşet Ertaş

Arkasından söylenen, yazılan hiçbir şey umurumda değil! O, Neşet Ertaş idi. Nokta.

Bu ülkeden, bu diyardan, bu dünyadan bir Neşet Ertaş geçti. Sakın unutmayın!

Diyecek çok şey var ve fakat O'nun da babasından görüp uyguladığı gibi, biri sizin hissettiğinizden, düşündüğünüzden güzelini söylemişse sizin sözünüze ne gerek var!

Not: Arkasından kısır çekişmelere gebe söylemler, davranışlar içinde olanlar; üstadı belki hiç dinlememişler ya da çok dinlemişler ama hiç duymamış, hiç mi hiç anlamamışlar. O kadar cahiller ki dünyanın rengini bile anlamamışlar.

Kanser

Yer açılan birinin tıpkı bir kanserli hücre gibi tüm etrafını kaplaması, sürekli sürekli yayılmak istemesi, tüketmek istemesi ne kadar ilginç. Oysa biz bir adım geri atarken karşımızdakilerden de aynısını bekliyoruz. "Selam" gibi misliyle olmasa bile aynı ile mukabelede bulunulmasını...

Açtığımız yer kadar yer açılsın istiyoruz. Çok değil, bize hiç değil yer açılan da bir başkasına yer açsın...

Çok şey mi bekliyorum?

Uyan!

Ne oldu bu dünyaya, bu insanlara?

Suriye devleti vatandaşlarını katlediyor!

Irak kendi içinde bin parça, aynı dinin mensubları, aynı Peygamber(S.A.V.)'in ümmeti ve hatta aynı ana-babanın evlatları birbirini katlediyor.

Buda[1] eğer "reankarne" olduysa ve bir şekilde Myanmar'daki olayları görüyorsa ne hissediyordur? Karma felsefesi ne der acaba oradaki olaylara...

İsrail mel'unu kendinden olmayana zulmediyor. Onlardan olmak bizden uzak olsun! On emirlerinden biri olan "öldürme"[2] emrini nasıl algılıyorlar acaba...

Dershaneler kalkıyor (mu?)

Eğitim sistemimize yönelik onlarca kusur bulabilirim bir çırpıda. Bunları ve çözüm önerilerini sıralayabilirim. Ancak bunlara herkes zaten vakıf. İşin temelinde bazı sorunlar var. Bu sorunların başındaysa dershaneler ve dershane kültürü geliyor. Eğitim sistemi ve dershaneler konusuna geçtiğimiz mart ayında Eğitim/Öğretim Sistemi başlıklı bir yazıda değinmiştim.

O zaman dershaneleri kolay kolay kaldıramayacaklarını ama bunu yapabilirlerse Türk eğitim sisteminin kanayan en büyük yarasını kapatacaklarını söylemiştim. Hatta çevremdeki birçok kişi duymuştur; bunu yaparlarsa -tabi nitelikli bir şekilde- oyumun renginin kesinlikle değişmeyeceğini defalarca söylemişimdir.

Şimdi Başbakan kesin bir tavırla hem de tarih vererek; 2013 yılında dershaneleri kaldıracaklarını söyledi. Hemen eğitim bakanına sordular; çalışmayı doğruladı. Ancak orta öğretim seviyesinde belki ama lise seviyesinde yani üniversite hazırlık kurslarında bunun çok zor olduğunu söyledi. Sebep olarak sınav sisteminin devam etm…

Terör, sorun ve çözüm

Terör bir kez daha can yakıyor. Yine haber izleyemez, okuyamaz olduk. Şehit haberleri, operasyonlar, kazalar birbirini izliyor. Toplum gerildikçe geriliyor.

PKK/KCK denilen eli kanlı örgüt ne Ramazan, ne bayram dinliyor. Hayatının baharına dahi varamamış bebekleri öldürüyor caniler. Yeri gelmişken söyleyeyim; şu "sivillere yönelmiş şiddet" kavramı çok yanlış bir söylem. Bir asker ya da polis de ana ve babasının ya da eşinin, çoluğunun çocuğunun gözünde nedir ki! Salt bir üniforma mı? Devlet memurları geceleri üzerilerindeki üniformalarla mı yatıyorlar sanıyorsun?

Peki bu sorunlar nasıl çözülecek?

Türk'ün, Laz'ın, Çerkez'in, Abaza'nın sokaklara dökülüp protesto etmesiyle mi? Bunu zaten yapıyoruz!

Ellerimizdeki silahlarla cadı avına çıkarak mı?
Kesinlikle hayır.

Bölgenin geri kalmışlıklarını bahane ederek ve oraya daha fazla para, daha fazla yatırım götürerek mi?
Yanlış anlaşılmasın refah her insana ulaştırılması gereken bir insanlık hakkıdır ve bu zaten yapılm…

Bir ara

Bir ara emanet eder gibi oldum
Yalnızlığımı sana
Sen kabul etmiştin de
Yalnızlığım direnmişti buna
Bir ara ben senin yerine geçmiştim
 senin içinden geçmiştim de
Sen benden geçmemiş
 geçememişsin hala...


Yol Hikayeleri

Nereden başlasam? Nasıl anlatsam?

Malum benim batıdan doğuya ve sonra doğudan batıya seyahat ritüellerim var. Kimi zaman ara yollara saptığım; şuradan geçerken bir soluklanayım, eski bir arkadaşı, dostu ya da hatıraları canlandıracak bir mekanı yeniden göreyim dediğim yolculuklar bunlar. Klasik bir şekilde bir ucu İstanbul'a diğer ucu çoğunlukla Rize ama bazen biraz daha da doğuya uzanan yolculuklar. Bu aks üzerinde belirli şehirlere uğrayışlar. Tamam bazen aksın dışında kuzeyden hafif uzaklaşılan Ankara, Kütahya, Bursa ve bir zaman İzmir gibi yolculuklar.

Bu yolculukların en çok Rize'de soluklanılan zamanları güzeldir benim için. Ancak son üç senedir tam bir eziyete dönüştü bu yolculuklar. Sürekli bir yerlerde yol çalışmaları, alt yapı - üst yapı yenilemeleri derken birkaç kilometrelik yol saatlerle ölçülen eziyetlere dönüştü. Geçen sene hemen hemen hepsini üşenmeden fotoğraflamış ve hatta bazı yerlerde video çekme ihtiyacı dahi duymuştum. Bu sene haziranın başında yaptığım y…

Akide

Kırmızıyı da tarçını da akide ile sevdim ben
Tüm acı tatlı yanına rağmen

Sen benim akidemdeki tarçınımdın
Seni öyle sevdim ben

Yeşil Köşem'di ilk tanıştığımız yer
Bir tek onlar yapardı akideyi
Benim, bizim sevdiğimiz gibi
Boğaz yakacak, gözleri yaşatacak kadar tarçınlı
İçi gözükecek kadar berrak kırmızı

Kırmızı ne çok yakışırdı sana
Tatlı sert hallerin, aynı akide gibi
Kırmızıyı da tarçını da o köşede tanıdım ben
Seni tanıdığım gibi

Şimdi kapıları kapalı, ışıkları sönük Yeşil Köşem'in
Önünde bekleyen kalabalıkları yok artık
Kayıp akidemin o hırçın, o tarçınlı tadı
Kayıp o berrak kırmızı rengi
Tıpkı senin gibi...

Sen benim tatlı acı akidemdin
Seni öyle sevmiştim ben

Sözlük araştırması

arkadaş:

1. Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, yâren.
2. Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik.

dost:

1. Sevilen, güvenilen, yakın arkadaş, gönüldaş, iyi görüşülen kimse, düşman karşıtı.
2. Erkek veya kadının evlilik dışı ilişki kurduğu kimse, zamazingo.
3. Sahibine sevgi gösteren hayvan.
4. Bir şeye aşırı ilgi duyan, koruyan kimse.
5. sf. İyi geçinen, aralarında iyi ilişki bulunan.

Oysa ne çok anlam yüklüyoruz şu iki kelimeye değil mi?

Dua*

...
Söz söylemeye, düşünmeye, bir şey ifade etmeye ne benim ne de pek çoğunun takati kalmadı. Senin güç ve kuvvetine sığınıyor, Senden güç ve kuvvet istiyoruz. Önümüzde halledilmesi gerekli olan meseleleri halletmek için bize güç ve kuvvet ihsan eyle Ya Rabbi. İmanla bizi aydınlığa çıkar Ya Rabbi, ihsan şuuruna ulaştır Ya Rabbi. Senin bir adında Rab'dir. Ya Rabbi bu adınla Sen bizi terbiye edersin, bizi terbiye et Ya Rabbi. Terbiyenle insani kemalâta ulaştır Ya Rabbi.

Sen eşfaksın, sen erhamsın. Senin şefkat ve rahmetin yanında bizim refet ve rahmetimizden söz edilemez. Ama Ümmet-i Muhammedin perişan haline baktıkça içimize adeta kan damlıyor. Muhakkak ki senin Arş-ı Azamında ihtizaza geliyordur. Senin Arş-ı Azamına, senin Arş-ı Azametine, senin Arş-ı Rahmetine sığınıyoruz. Bize İslama aziz eylemek suretiyle ihsanda bulun Ya Rabbi. Bize merhamet eyle Ya Rabbi. Bir tarafta dinde yarıklar açılıyor. Bir tarafta dinsizler dine, dindara hücum ediyor. Bir taraftan din ve dindar tezh…

Londra 2012 Olimpiyat Oyunları Açılış Töreni ve Bize Söyledikleri

Geçtiğimiz hafta sonunda Olimpiyat Oyunları'nın Londra 2012 açılışı töreni vardı. Pekin'deki açılış töreninden sonra daha ilginç bir şey olmalıydı. Ama ben bu kadarını beklemiyordum. Daha güzeldi, iyiydi, muhteşemdi kısmında değilim. İngiltere başka bir şey yaptı. Londra 2012 açılış töreninde bir şeyin altını çok net, kalın ve koyu çizgilerle çizdi: "Modern kültür dediğiniz şey benim" ya da "Benim modern kültürüm aynı  zamanda hepinizin kültürü" dedi. Hem de üstüne basa basa...

Yakın tarihlerindeki hemen hepimizin tanıdığı; tarihi, hayali, siyasi, sportif, sanatçı, bilim adamı, ne kadar ünlü kişiliği varsa gözlerimizin içine baka baka, "Siz bunları zaten tanıyorsunuz," dediler "ister 10 yaşında olun ister 70!"

Onların açısından bakarsak, açılış töreni; hem görsel olarak hem içerik olarak hem de sunum olarak muazzamdı. İzlerken de keyif verdi. Ayrıca sağlık sistemi vurgusu, dijital devrim konusu da çok başarılı işlendi. Bunu işlerken de &…

Seksenler

Seksenlerde çocuk olmak
Her yerin sana ait olması demekti
Kilitli, dikenli fark etmez
Her yerde çocuk olabilmek demekti
Parktaki turuncu meyveli, dikenli çalılara rağmen top oynamak
Çalıyı savunmada bir adam yerine koymak demekti
Üç kornerin bir penaltı olması tartışmaları
Haliç'in taç çizgisi olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Bitiş düdüğü birleşilerek alınmış plastik topun çalı defansa takılması demekti
Demek ki çalı defans aynı zamanda hakem demekti
Acaba seksenlerde yönetici olmak
Parklara, bahçelere dikenli bitkiler mi dikmekti

Seksenlerde çocuk olmak
Komşunun evinden gelen domates peynirli yarım ekmekleri paylaşmak demekti
Domates peynir varlık demekti
Yoklukta var olan ne lezzetliydi

Seksenlerde çocuk olmak
Topluca camilere gidebilmek demekti
Oradan çıkıp kiliseye, havraya girebilmekti sorgusuz sualsiz
Çocuk olmanın kırmızı pasaport olması demekti

Seksenlerde çocuk olmak
Köşedeki bakkal ile sohbet edebilmek
Veresiye yazdırabilmek
Çocuk yaşına rağmen
Bazen siyaset bazen …

Tok karınların açlık empatisi: Oruçsuzluk hali

Sınırsız tüketimin körüklendiği, ihtiyaç için değil mutlu olmak için alış veriş yapıldığı, israfın dağlar oluşturduğu, açlık sınırının altında yaşayan insanların milyara ulaştığı bir zamanda, olmayanın halinden nasıl anlarız?

Yokluk, varlıkta öğrenildiğinde kişiye ve başkalarına faydası olacak şey! Evet, öyle ama bu herkesin yapabileceği bir şey değil. Varken olmayanın ne hissettiğini anlamanın en kolay yolu sizin de o yokluğu yaşamanızdır. Tok açın halinden anlamaz! O halde oruç*1 bir açın halinden anlamanın en kolay yoludur.

Oruç söz konusu olunca herkesin bir bahanesi oluyor. Birinin midesi diğerinin başı ağrıyor. Birinin şekeri çıkıyor, on bir ay boyunca tatlı, çikolata ve dondurmaları yiyen o değilmiş gibi. Biri uykusuzluktan dem vuruyor. Başkaları karşılıklı olarak birbirlerine tutmama ruhsatı veriyor. "Tut, o da seni tutar" diyenine pek rastlamadım. Ama iş tutmama ruhsatına gelince herkes Şeyh-ül İslam kesiliyor!

Kimse kimsenin özelini bilemez. Evet, bazıları gerçekten r…

Aşk

Aşk kırılma tehlikesine rağmen birinin elinden tutup donmuş bir nehrin üzerinde yürümek değildir, yanacağını bile bile yerdeki korların üzerinde yürümektir aşk, hem de yaşayacağın acıdan ölesiye korkmana rağmen.

Av ve Avcı

Avlanmaktan korkan hayvanlar gibiyiz
Öylece susmuş kulak kesilmişiz sadece
Oysa çığlık çığlığa koşmalıydık kaçmak için
Kaçıp da saklanmak için
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Kendi türümüzün hem avcısı hem de avı olmuşuz
Savunma yeteneklerimiz biliniyor önceden
Koşup kaçabilenler çok yetenekliler sadece
Bir de saklanabilenler
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Avının peşinde yırtıcı hayvanlar gibiyiz
Öylece dikkat kesilmiş dinliyoruz sadece
Oysa insan gibi konuşabilmeliydik, anlaşabilmeli
Pusular kurup saklanıyoruz oysa
Şimdi gece, susar çirkinliğimiz
Saklarız kendimizi gecede
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Su kenarında susuzluktan kavrulan hayvanlar gibiyiz
Tek derdimiz susuzluğumuzu giderecek bir kaç damla
Oysa durup kalmışız sadece
Pusular kuranların pusularından yılmış vaziyette
Şimdi gece, saklar mâsun ve hüzünlü gözlerimizi
Saklar gözlerimizden süzülenleri
Peki …

Sibel ve Irfan evlendi.

Önceki gün en eski arkadaşlarımdan İrfan ve Sibel evlendi. Biz de şahitleri olarak oradaydık...

Dostum, Allah kalbinizdeki ve aklınızdaki hakkınızda hayırlı olan tüm dileklerinizi gerçek kılsın.

Birbirinize sevginiz, saygınız hiç eksilmesin ve en önemlisi mutluluğunuz daim olsun.

İki şarkı

Dostum,

İlk kez, izlediğim iki dizide duyduğum iki şarkının sözleri aşağıdakiler... Yorumsuz...




Gitsen de

Yollar nereye götürecek seni
Bu yara bitirecek seni
Hangi aşk dindirebilir ki öfkeni
Sevmek eskisindende zor
Yalnızlık ateşden kor
Zaman geçse de yine sönmüyor
Kör, kör hayat ölüm kadar ağır
Kulaklar birbirinden sağır
Vicdanlar kör, kör
Gör, gör hayat ölüm kadar ağır
Kulaklar birbirinden sağır
Vicdanlar kör, kör
Herkes bir gün yalnız kalır
Gece çöküp gün kararınca
Her yanını nefret sarınca
Kader seni çağırınca, hadi git
Sokaklar üstüne varınca
Masum sesler bağırınca
Kader hep seni çağırınca,
 hadi git
Sen gözüm gitsen de

Söz, Müzik: Aytekin Ataş
Söyleyen: Aytekin Ataş





Hakim Bey

Şikayetim var cümle yasaktan
Dillerimi Hakim Bey bağlasan durmaz
Gelsin jandarma polis karakoldan
Fikrim firarda mahpusa sığmaz eyvah
Gün olur yerle yeksan olurum
Gün olur şahım devri devranda
Kanun üstüne kanun yapsalar
Söz uçar yazı iki cihanda eyvah
Sussan olmuyor susmasan olmaz
Dil dursa Hakim Bey tende c…

Savaş isteyenlere...

SİNOPSİS*

Bebek ağlar
vapurlar geçer
bazı sulardan
bebek ağlar
bütün sular güneye mi akar
kuzeye bazı sular
kabarır deniz olanlar
deniz ağlar

boyna keser keser keser
geveze berber
tüfeğini alır asker
pek çok asker
uçak düşer
ölür içindekiler
ne çok avcı ne çok tavşanın
peşine düşer
bebek ağlar

bazı ülkelerde savaş başlar savaş biter
savaş yine başlar biter
anneler çocuklar askerler ölür
(baba zaten askerdir)
fotoğraflar biraz daha büyütülür
duvarı kaplar ölmüşler
bebek ağlar

bazı ülkelerde
bazı insanlar bağırır
Devrim Devrim Devrim
(devrim birkaç zaman
büyük harfle yazılır.)
sonra birden kapanır
bütün hoparlörler

anneler ağlar
gözleri dağlarda (asılmışlar)
dağlar ağlar sular ağlar
anneler babalar ağlar
bebek ağlar

GÜLTEN AKIN

Savaş isteyenler bir daha, bir daha ve bir daha okusunlar ta ki anlayıncaya kadar. Çünkü savaş olur; askerler ölür, anneler ölür, babalar ölür, bebekler ölür. 


Ölüler ağlar mı? 


Ağlar!..

*Gülten Akın'ın Kuş Uçsa Gölge Kalır adlı kitabından alıntı.

Davet ve icabet

Davete icabet etmek gerek demiş ve ilk daveti kabul etmişiz. Son daveti de öyle bekliyor ve daha yapılmadan icabet sözünü kesiyoruz. O halde söylesene dostum dünyada da bir yerlere davet ile gitmek istemenin nesi kötü? Çağrıldığın yere gitmemenin -istisnai mazeretler dışında- doğru olan bir tarafı var mı? Yok değil mi dostum! Aynen davet edilmediğin yerde olmamanın da doğru olması gibi...

Bunun icabet tarafı davet edilene düşerse de, bir de davet eden taraf var! O da bilecek ki şeklini, yordamını, davet edildiği yere gönlü hoş gitsin insan. Sadece icabet etmesin, orada var olsun. O olduğu için davet olsun...

Bak ve örnek al, dostum. Anlayan ikisine de nasıl hoş bir şekilde gidiyor ilk ve son davetlerin. Uzun ince bir yolda yürüyecekmiş/yürümüş gibi...

Dostum, davete icabet vakti şimdi...

Haydi kalk...

Af

Bazen biri çıksın bir başkasını tanıdığınızdan bir başka şekilde anlatsın istersiniz. İstersiniz ki çok daha farklı olsun yaşananlar. Bazen biri çıksın daha dünden inandığınız yalanlar söylesin istersiniz.

Yalan da olsa gerçek de olsa biri çıksın başka bir resim çizsin istersiniz. Gördükleriniz, duyduklarınız, yaşadıklarınızdan farklı... En azından rengini, arka planını değiştirsin istersiniz hatıralarınızda bir türlü solduramadığınız o resmin.

Sizce çok basittir istediğiniz. Sadece güvendiğiniz biri çıksın ve değiştirsin istersiniz. Bir hamur misali yeniden yoğrulsun, üstü kabuk bağlamasın, beğenmezseniz yeniden şekillendirilebilsin istersiniz.

Ama ne resmi boyamaya, ellerinizi boyaya bulaştırmaya isteklisinizdir ne de ellerinize hamur bulaşması hoşunuza gider.Yakıcı bir kor değildir maşa ile tutmaya çalıştığınız. Alabildiğine soğuk bir buzdur... Buz gibi gerçektir kaçtığınız. Ve soğuk da yakar bilirsiniz. Bilirsiniz de biri gelsin ve sıcaklığıyla eritsin istersiniz.

Biri çıksın …

Basit

Basit yaşamak istiyorum
Hayatı
Basit

Basit cümleler üstüne kurulu
Seni seviyorum
Ya da
Seni sevmiyorum kadar basit
Kaba belki bazen, kısmen, tamamen
Ama basit

Basit kelimeler üstüne kurulu bir hayat
Bazen sen
Belki bir zaman biz
Ama asla ben olmadan
Basitçe sen

Kelimeler bile fazla gelmiştir bazen
Bazen harf olursun
Bazen sesli bir harfin yalnızlığında sadedir hayat
E__
Bazen bir sessizin okunuşundaki kadar karmaşık
Ama bir yönüyle her zaman basit
E__

Basit bir hayat istiyorum
Cümleler, kelimeler, sesli ya da sessiz harfler gerektirmeyen
Belki sadece bakışlarla anlaşılan
Basit bir hayat
Belki de düşüncelerde buluşulan
E__

Basit bir hayat istiyorum
Sözlere, duygulara, mesafelere, kişilere ve hatta karakterlere ve hatta cinsiyetlere yükseltilmeyen
Öyle bazen, kısmen ve hatta kaba tamamen
İndirgenmiş, fakirleştirilmiş, yoksunlaştırılmış
Ama basit bir hayat
1 E__ 0
Bu kadar BASİT

Soylulaştırma - 2 (Haftalardır süren işkenceye dair, yorumsuz)

Soylulaştırma

Bir süredir semtimde yenileme ve onarım çalışmaları var. Tarihi binaların bir kısmı yenileniyor, bir kısmı onarılıyor, bir kısmına yüzünü güzel gösterecek makyajlar yapılıyor. Birçoğu el değiştirip üçüncü kişilerce çökmek üzere kendi haline terk ediliyor. Sokak ve kaldırımlarımızda hummalı çalışmalar yapılıyor. Bir sene bir yöntem sonraki sene başka bir yöntemle kesme ya da parke taşlar döşeniyor. Arnavut kaldırımlarının yerini şekillerle bezenmiş, aralarına renkler serpiştirilmiş küçük sevimli taşlar alıyor! Otuz senedir yerinde duran taşların yerine her yağmurda dağılan güzel sevimli taşlar döşeniyor! Bu işlemler aylarca sürüyor, tam bitti derken daha eskisinin üstünde doğru dürüst yürümemişken yeni bir yenileme çalışması başlıyor. Semtimiz yenileniyor kısacası...

Dizi ya da dönem filmlerinin doğal sahneliğini yapıyor semtimiz, bizde gönülsüz figüranlığını. Üzerine çok güzel yazılar yazıldı bu durumun. Zaytung'daki şu yazı mutlaka okunmalı; Dönem Dizileri Yüzünden 1960'lard…

Gurur duymak

Dostum,

Dün akşam yeğenim ile sohbet ederken çok etkilendim. Popüler kültürün gençleri bu kadar içine çektiği, erittiği bir ortamda dinlediği müzik türünden okuduğu kitaba kadar ayrışan biri olduğu için ümit aşıladı bana.

Belki de ben yanlış okuyorumdur! Ne dersin her şeye rağmen bu toplum için hala umut olabilir mi?

Tiyatromdan El Çekme

Dostum,

Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları, devletin tiyatroları, belediyenin tiyatroları, "sanatçıların" tiyatroları... Peki ya halkın tiyatroları... Halkın sahneleri...

Geçen hafta İstanbul Büyük Şehir Belediyesi, Şehir Tiyatroları çalışma yönetmeliğinde bir değişiklik yaptı. Bu değişikliği beğenmeyen Kenan Işık eleştirilerini sıralayarak istifa etti. Buraya kadar herşey normaldi. Anlaşamamak doğaldır. Beğenilmeyenin eleştirilmeside öyle. Kimsenin yapılan değişikliği okuduğunu sanmıyorum. Fikir sahibi olmadan zikir sahibi olunca da böyle oluyor. Birileri çıkıyor ve olayı yine mecrasından çıkartıyor.

"Belirli" oyuncular gösteriler yapmaya, karşılıklı açıklamalar havada uçuşmaya başladı. Yönetimi tamamen ele aldığı iddia edilen belediye sansürcülükle, sanatçıları ve aydınları tasfiye etmekle suçlandı. Yapılan değişikliği bir kere olsun okuyun. Okumayan canım ülkemde bunların hepsi normal. İyi ya da kötü olması fark etmez, eğer değişikliği bir başka siyasi otorit…

Yorucu ama güzel bir gün: Dün

Birinin mutlu gününde yanında olmak, bir hastanın iyileştiğini görmek bencilce bir mutluluk nedeni gibi benim için. Dün Eskişehir'de Atilla'nın nikahında bulundum. Sonra Bursa'ya geçip bir dostu ziyaret ettim. Bir süre önce babası ciddi ameliyatlar geçirmiş ve zor zamanları olmuştu. Onu ayakta gezerken, dahası iş yaparken görmek beni gerçekten çok mutlu etti.

Sağlık ve mutluluk hayattaki en önemli şeyler. Allah kimseyi sağlığından ve mutluluğundan etmesin.

Aynalar

Aynalar renkliydi aslında
En azından bir zamanlar

Bir zamanlar gözlerimin
Saçlarımın
Yüzümün rengi yansırdı aynalardan

Sonra karanlık camlar çıktı karşıma
Bozuk, silik siluetler halinde
Göller, denizler
Şarap kadehleri, yağmur damlaları

Aynalar renkliydi aslında
En azından bir zamanlar
Tıpkı bakılmamak üzere saklanmış
Şimdilerde sararmış, rengi kaçmış
Fotoğrafların gibi

Kara kalem çalışmaları çıktı karşıma
Bir zaman bir yerde
Saçımda o zaman da var mıydı bu beyazlar
Sahi kara bir kalemle nasıl çizilir onlar

Bir zamanlar bulutların ardından da olsa
Doğardı güneş
Renkliydi rüyalar
Yüzüne vuran güneş gibi sıcak

Bir zamanlar güzeldi uyumak
Uyanmak
Uyuyamamak

Belkide güzeldir bir zaman
Ve bazen
Uyanmamak

Ve bir zamanlar renkliydi aynalar
Sen
Ben
Biz
Renkler
  ve aynalar

Canı sıkılana tavsiyeler: Yapbozlardan uzak dur!

Hafta sonu sınavları, hafta ortası bakması gereken yeni onlarca iş konusu, okumak için aldığı onlarca kitabı sırada bekleyen ve üstüne de şehrinde hava güzel olan biri hafta sonu ne yapar? Yapboz! Bu yeni yapbozları çözmek akıllı adam işi değil! (Hoş ben de akıllı olduğumu iddia etmiyorum ya neyse.)
Canı sıkıldığı için yapboz (eskiden neden bu ismi vermişiz bilmiyorum ama bu yeniler hiçte yaptıktan sonra bozulacak şeyler değiller) alıp yapmayı düşünen kişiye tavsiye; Ya basit bir şey al ya da hiç bulaşma!

Not: Resimdeki yapboz "Coastal Splendor" adında alt tarafı 500 parçalık bir model. Bunun bir kaç binlikleri de var ve onlarla uğraşmak hakikaten akıllı insan işi değil. Tabii eğer benim gibi önünüze aldığınız her işi bitirme gayretinde olan biriyseniz.

Hizmet ve Ak Parti

Yarın Sosyoloji 6. dönem vize sınavlarım var. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı da sosyolojik olarak üzerinde düşünülmesi gereken, doğruları ve yanlışlarıyla incelenmesi gereken bir olgu olan Hizmet (yanlış çağrım şekli ile Cemaat), Fethullah Gülen ve Ak Parti ile ilgili bir yazı yayınladı.

Bugün daha çok cemaat olarak anılan ama doğrusunun Hizmet olduğu yapının kısa bir tanımı (Hizmet nedir?) paylaşmışlar ve günümüz olaylarıyla ilişkisini en basit şekliyle açıklamışlar. İçinde bazılarının yanlış, çarpıtılmış olarak görebileceği bilgiler olabilir. Bazılarının aklına gizli ajanda gibi kavramlar gelebilir. Merkezi olmayan bir yapı nasıl olur da bir elden tanımlanabilir gibi yaklaşımlar sergilenebilir. İçinde düne, bugüne ve geleceğe dair tehditler bulanlar da çıkabilir. En basitinden bir özeleştiri gibi algılanabilecek şu paragraf "İnsan yaratılışının doğal neticesi gereği bütün sosyal hareketlerde olduğu gibi Hizmet’te de bazı bireyler gönüllülük ve sivillik anlayışlarına uymayan bazı…