Ana içeriğe atla

Av ve Avcı

Avlanmaktan korkan hayvanlar gibiyiz
Öylece susmuş kulak kesilmişiz sadece
Oysa çığlık çığlığa koşmalıydık kaçmak için
Kaçıp da saklanmak için
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Kendi türümüzün hem avcısı hem de avı olmuşuz
Savunma yeteneklerimiz biliniyor önceden
Koşup kaçabilenler çok yetenekliler sadece
Bir de saklanabilenler
Şimdi gece, susar karanlığımız
Saklar bizi kendi içinde
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Avının peşinde yırtıcı hayvanlar gibiyiz
Öylece dikkat kesilmiş dinliyoruz sadece
Oysa insan gibi konuşabilmeliydik, anlaşabilmeli
Pusular kurup saklanıyoruz oysa
Şimdi gece, susar çirkinliğimiz
Saklarız kendimizi gecede
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Su kenarında susuzluktan kavrulan hayvanlar gibiyiz
Tek derdimiz susuzluğumuzu giderecek bir kaç damla
Oysa durup kalmışız sadece
Pusular kuranların pusularından yılmış vaziyette
Şimdi gece, saklar mâsun ve hüzünlü gözlerimizi
Saklar gözlerimizden süzülenleri
Peki ya gündüz olunca ne yapacağız

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…