Ana içeriğe atla

Yayınlar

Kasım, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Haydarpaşa Garı

Hani anlatırlar ya romanlarda ve filmlerde bir şehrin simgesini. Böyle çok etkilendiğim simgesi yoktur benim İstanbul'umun. Tarihi eserler konusunda da çok hassas sayılmam aslında. Belki de tarihi bir semtte ve evde yaşıyor olmam bunda ki en büyük etkendir. Bilmiyorum! Ancak biraz önce haberlerde Haydarpaşa Garı'nın yandığını görünce içim cız etti.  İlk üniversite yıllarımda Kütahya'dan İstanbul'a dönmek müthiş bir zevkti. Sırf denizin kokusunu içime çekebilmek ve o güzelim manzarayı görerek şehrime dönebilmek için trenle gider gelirdim. -Daha çok gelirdim diyelim.- Trenden indiğimde Haydarpaşa'nın merdivenlerinde durup o tuz ve yosun kokulu havayı ciğerlerime çeker ve vazgeçilmezim olan o manzaraya uzun uzun bakardım. Sonra vapura biner Haydarpaşa'nın uzaktan görünen gotik yapısı eşliğinde boğaza uzanır ve evime giderdim. Bu ritüel o kadar iyi gelirdiki bana Haydarpaşa'nın merdivenlerinde kendimi yenilemiş olurdum, daha evime bile gitmeden. Hala öylemi bil

Bir şeyleri değiştirebilmek (Toyota Türkiye)

Çok uzun bir dönem uğraştım, didindim. Yazmadığım veya konuşmadığım mecra kalmadı. Burada da yer vermiştim. Çok canımı sıkmışlardı. Hala daha sıkkın ama en azından bir şeyleri değiştirebildim diye düşünüyorum. (Aldığım tüm tepkilere rağmen.) Tüm konuşma ve yazışmalardan sonra Toyota Türkiye'den gelen mesaj aşağıda; "Sayın Erkan ŞEN, ... Diğer taraftan başvuru sürecinizin değerlendirmesi yapılarak yaşanan gecikmelerin sebepleri araştırılmış ve sonuç olarak   Toyota İletişim Merkezinde personel adedinde artışa gidilmiş olup   ayrıca Müşteri Başvuru Yönetim Sistemimizin 2011 senesinde yenilenmesine   karar verilmiştir. Sayın ŞEN, Başvuru sürecinizde yaşanan gecikmelerden dolayı üzgün olduğumuzu belirtmek ister, operasyonumuzun gelişmesine yaptığınız katkılardan dolayı ayrıca teşekkür etmek isteriz. Toyota dostluğunuzun devam etmesi dileklerimizle. Saygılarımızla, Toyota Müşteri İlişkileri" Not: Biz suizan değil hüsnüzan ederiz. Yani biz de söylenen söze güven

Aşk

Öğrendiklerim ve öğretildiklerinden kolay kolay vazgeçebilen biri olmadım hiçbir zaman. Hele bir de hafızamda pekişmişse bir bilgi onu oradan kazıyacak çok şey yoktur dünya da. Benim için bu kadar zor olan şey yine de imkânsız değildir. On yılda bir dahi olsa benim de görüşlerimin değiştiği olur. Hatta bazen bir silindi mi o ilk bilgi yeni doğrumu bulana kadar birçok kez değişir. Bunun son örneği de “aşk”.

Yara döngüsü

Yaralar kabuk bağlar, sertleşir, dökülür ve iyileşir. Peki, ya içerimizdeki yaralar. Onlarda aynı döngüye tabiler mi? Göğsümde bir yara var! Uzunca bir süredir kanıyordu ve kanadıkça acıtıyordu. Son dönemde o yara kabuk bağladı. Sertleşti! Ama dökülmedi. Sem sert, kemik gibi olduğu yerde duruyor. Dokunduğumda hissedilebilecek gibi artık. Oturduğumda, uzandığımda veya yürüdüğümde ben buradayım diyor sürekli. Varlığını hissettikçe unutması daha da zor bir hal alıyor. Bir cerraha başvursam acaba alır mı o sertliği göğsümden? Peki, aldığında iyileşir mi o yara yoksa kanamaya devam mı eder usulca?

The Fratellis - Whistle for the Choir

Well, it's a big, big city and it's always the same Can never be too pretty, tell me your name Is it out of line if I was to be bold And say, "Would you be mine"? Because I may be a beggar and you maybe the queen I know I maybe on a downer I'm still ready to dream Though it's 3 o'clock The time is just the time it takes for you to talk So if you're lonely why'd you say you're not lonely Oh, you're a silly girl, I know I hurt you so It's just like you to come and go And know me, no, you don't even know me You're so sweet to try, oh my, you caught my eye A girl like you's just irresistible Well, it's a big, big city and the lights are all out But it's as much as I can do, you know I'll figure you out And I must confess My heart's in broken pieces and my head's a mess And it's 4 in the morning, and I'm walking along Beside the ghost of every drinker here who's ever done