Ana içeriğe atla

Yayınlar

Ocak, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Senden konuşmuyorum

Senden konuşmuyorum yalnız kalmadıkça Benimle değil bedenim sensiz oldukça Sensizliği suçluyorum, gitme diyemeyen benken Bensizliğini kutluyorsun sense, kalmayan senken Yapamadıklarımız ve yaptıklarımızı tartıyorum Kesenin bir tarafı hep ağır basıyor Senin yaptıkların dibe çekerken bizi Benim yapamadıklarım pişmanlıklarım oluyor Ölçüler tanımlıyorum kendimce Benim kalarak giden olmama neden olacak Senin terk ederken kahraman Severken terk edince ortaya çıkan ölçüler Boşluğa çiziyorum yüzünün kıvrımlarını Nefesinin kokusunu arıyorum derin sularda Hep kendimleyken yapıyorum tüm bunları Senden konuşmuyorum yalnız kalmadıkça

Dün ve Yarın

Daha dün “ Bugün askere gidişimin üzerinden bir yıl geçti ” diyordum. Daha dün askerdeydim zamanın kıymetini bilmeyenlerin öğrendiği yerde. Dün olmuyordu bugünler bir türlü. Daha dün “ Serkan askerden gelecek bugün” diyordum. Daha dün “Kendi yerimizi açalım.” diyordum, diyorduk. Bu dünlerin hepsi  dündü. Bugün o günlerin üzerinden altı ay, bir, iki, ve beş yıl geçti sırasıyla. Bugün tam bir yıl oldu askerlik görevini tamamlayıp döneli. Bugün tam iki yıl oldu Serkan’ın askerliği biteli. Son olarak bugün tam beş yıl oldu Sinan YILMAZ ve Serkan AKCAN ile Nebula ’yı kurup, çalışmaya başlayalı. Bir de tam bir yıl oldu bu günlüğü tutmaya başlayalı... Dünler için şükrediyor ve teşekkür ediyorum. Yarınlarımız hep dünümüzden daha güzel olur umuduyla… Not: Evet, yıldönümlerini sevmiyorum. Ancak 17 Ocak tarihi de o kadar ilginç bir tarih oldu ki değinilmeden geçmek ayıp olur.

Lâ - Sonsuzluk Hecesi*

Lâ! Yok! Lâ… illâ..! Başka yok..! “Yok” ile başlayan bir hikaye öyle bir aşk hikayesine dönüşüyor ki, okuyacağınız en güzel kitaplardan biri olup çıkıveriyor. “Başka yok” diyememenin sıkıntısında biraz boğuluyor, bocalıyor. Biraz uzaklaşıyor başlarda başlanmış olandan. Ama hikayenin aslında, kökünde de zaten bu yatıyor. Uzaklaşıyor insan. Uzaklaşarak cezalanıyor, cezasını ilaç sanıyor.

"Adalet", herkes için…

Yandaki resim Metallica’nın dördüncü albümü yani “ … And Justice For All ” un kapağı. “Herkes için adalet…” Evet, herkes için adalet ama nasıl bir adalet! Malum adalet figürünün gözleri kapalı, karşısındakileri görüp de kişiye göre karar vermesin, tarafsızlığı bozulmasın diye. Hatta belki de güçlünün gücünden korkmasın, çekinmesin diye biraz da. Terazisi suçlu ile masumu ayırıyor malum. Elindeki kılıç da hükmü ve hatta hükmün hızını temsil ediyor. Ancak tüm bunların yanında adil olması gereken “Adalet” tam da bu özellikleriyle adaletten uzaklaşıyor. Gözleri kapalı olduğu için güçlü zayıfı ezerek terazinin kefeleriyle oynuyor. “Adalet” hanım göremiyor, malum gözleri kapalı. Kimi zaman nasıl oluyorsa oluyor ve “Adalet” adil bir karar veriyor. Kılıç kalkıyor tam suçluya hak ettiği cezayı verecek. Yine güçlü güçsüzü itiveriyor hışımla inen kılıcın önüne. Gücü yeten yetene bu    dünyada -ülkede. Ancak bu kadarla da kalmıyor. Adaletsizlerin arasına “Adalet” de katılıyor. Paran var mı? O zam