Ana içeriğe atla

Bilgisayarlı okullar - FATİH Projesine farklı yaklaşımlar

Eğitim ve öğretim meselesi üzerinde epeydir düşünüyor ve düşüncelerimi burada paylaşıyorum. Özellikle dershane karşıtlığımı ve FATİH projesi gibi tüm öğretim sistemimizi kökünden etkileyecek teknolojik altyapı yatırımlarına olan eleştirilerimi bilmeyen kalmadı sanırım.

Bir yazımın içinde kısaca değindiğim Silikon Vadisi yöneticileri ve çocuklarını gönderdikleri okullar ile ilgili bir makale vardı. Makalenin aslı The NewYork Times gazetesinde "A Silicon Valley School That Doesn’t Compute" başlığıyla yayınlanmıştı. Uzun zamandır makaleyi Türkçe'ye çevirip buraya koymak istiyordum. Ancak bir türlü vakit bulup yapamamıştım. Sağ olsun Linux Gezegeni'nden takip ettiğim Ali Erkan İmrek, Anıl Özbek ve Zeki Bildirici'nin de yardımlarıyla benim bu sürekli ötelediğim işi yapmışlar. Ali Erkan İmrek eğer İngilizce biliyorsanız aslından okumanız daha iyi olabilir demiş ama benim de okuduğum kadarıyla gayet başarılı bir çeviri olmuş. İki bağlantıyı da aşağıya ekliyorum. En azından beş - on dakikanızı ayırarak okumanızı tavsiye ederim. Özellikle okul çağında olsun olmasın çocuk sahibi olanlar...

NY Makalesi : A Silicon Valley School That Doesn’t Compute
Türkçe Çevirisi : Silikon Vadisinde Bilgisayarsız Eğitim

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…