Ana içeriğe atla

Yayınlar

Mart, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Her şey zıddıyla kaimdir

Şeytana da bazen bir avukat lazım! Bugüne kadar aba altından sopa gösterip şimdilerde herkese barış çiçekleri uzatanlar öyle aba altından falan değil doğrudan gösterilen sopa karşısında ne diyeceklerini şaşırdılar. Bu hafta sonu MHP'nin Bursa mitinginde kalabalık "Öl de ölelim, vur de vuralım!" diye slogan atınca MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de "Merak etmeyin. Onun da zamanı gelecektir!" dedi ve yine vurun abalıya dönemi başladı. Oysa her şey zıddıyla kaimdir! Kürt milliyetçiliği yoksa Türk milliyetçiği de olmaz. Biri ben buyum derse diğeri de ben de şuyum diyerek ortaya çıkar. "Çekilin ama silahları bırakmayın" buyuran cani mektubu ortadayken Sayın Bahçeli'yi ya da bir ülküye inanmış kişileri eleştirmek ne kadar doğru olabilir ki?

Baştan söyleyeyim; Sayın Bahçeli neyi kast etti bilmiyorum (Aslında biliyorum da ona yakıştıramıyorum.) Ama benim anladığım kadarı ile çok da yanlış bir şey söylemiş durumda değil. Neden mi? Nedenini söylemeden önce…

Şiddet

Bildiğin gibi son dört senedir sosyolojiye ilgi duyuyorum. Bu nedenle bir çok araştırma, makale ve kitap okuyorum. Belki de popüler bir konu olduğu için en çok karşıma çıkan ve ilgimi çeken konu da kadın - erkek ayrımcılığı ve kadına karşı, aile içi şiddet konuları oluyor. Ama bir o kadar ilginçtir ki ne üniversite hocalarının yazdıklarında ne DPT gibi ciddi bir devlet kurumunun yazdıklarında ne de herhangi bir siyasetçinin söyleminde -istisnalar var elbette- sorunun doğru tespiti ve çözümüne yönelik bir şey göremedim.

Bir kere sorun şiddet uygulanan da değil uygulayanda. Hemen hiç kimse konuya buradan yaklaşmamış. Kadını daha iyi eğitirsek, kadına daha fazla çalışma imkanı verirsek, kadın daha fazla para kazanırsa şeklinde şiddeti önlemeye yönelik söylemler. İyi de bu bir tedavi değil ki sadece ağrı kesici. Dışarı doğru itilen kadını şiddetten uzaklaştırma denemelerinden başka bir şey değil. Bu şiddet uygulayan kişinin tavrında bir değişikliğe yol açıyor mu? Araştırmalar gösteriyor…

Ölüm kokan kız

Beni başkalarının ne için yaşayabileceği etkilemez
Ya da bir erkeğin istemeyerek gittiği ölüm
Beni etkileyen sen,
Ölüm kokan kız
Bana ne için öldüğünden bahset

Lüks mağaza vitrinlerinden taşmış
Ölü hayvan kokan aksesuarları beni etkilemez
Bana ne için ölebileceklerinden bahset
Ölüm kokan kız
Bana bazı yaşamların acılarından, eksikliklerinden bahset

Gözlerinin canlı mavisi, yeşili
Elası, kahvesi ya da siyahı
Hiç biri beni ilgilendirmez ve de etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana bazı gözlerdeki yaşamın öldüren sertliğinden bahset

Saçlarının sarısı, kızılı, kahvesi
Kıvrımları ya da ipeksi yumuşaklığı
Bunlar senin de olsa beni etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana bir buldozeri alt eden merhametinden bahset

Beni nerede doğduğun
Nereden geldiğin ya da ırkın
Dininin ne olduğu etkilemez
Ölüm kokan kız
Bana içindeki o masumiyetten bahset

Başkalarının ne düşündüğü beni etkilemez
Ölüm nasıl, nerede ve ne için geldiyse
Seninki gibi olursa, güzel kokar mutlaka
Ölüm kokan kız
Bana herkesin görmesi ve bilmesini i…

Güzel. Çirkin. Sıradan.

Sabah işe, akşam eve giderken bakıyorum etrafıma. Evde de iş yerimde de aynı şekilde...

Bazen diyorum ki, "Ne güzel insanlar var." Sonra onlardan da güzelini karşılaşıyorum hayatıma uzaktan el sallayan... "Daha güzeli olabilir mi?" dediğim anda metro istasyonunun yürümesi gereken ama genelde insanlar da onun akışına uymuşken duruveren merdivenleri başımı okuduğum şeyden kaldırmama neden oluyor. "Böyle bir güzellik de varmış, olabilirmiş." diyorum o an. En güzeli mi? Belki bir gün!

Aynı ortamlarda aynı göz farklı farklı çirkinleri de görüyor. Yine kendimi şaşırtacak sorular sorup, cevapları peşin olarak alıyorum; hep daha çirkini çıkabiliyor karşıma. Rahat yolculuk yaptırması gereken metrodan devşirilmiş otobüs duraklarında öyle biri çıkıyor ki karşıma; daha çirkinin daha da çirkini... En çirkini mi? İnşallah hiçbir zaman!

Bir de sıradanlar var! Vasatlar; orta yolu tutmaktan çok, olmasalar da olacakmış gibi yaşayanlar. Kendine hiç olmak, kendisi için hiç o…

Ak Koyun Kara Koyun

Buruşturulmuş kapkara bir kağıttır yalnzılık
Üzerine ancak gümüş ya da altın yaldızlı kalemlerle yazılabilen

Karanlık ve durgun bir su gibidir yalnızlık
Onu dalgalandıracak olan güneş ve ayın güçlü ışığına muhtaç

Benim yalnızlığım karanlık ve soğuk bir çağrıdır ancak sana
Sen güneş ve ay gibi gündüz ve geceme doğduğunda aydınlanıp, ısınacak

Benim yalnızlığım özellikle karartılmış ve buruşturulmuş bir kağıttır sana
Sen yaldızlı ışığınla gelip doldurduğunda okunabilecek ancak

Aidiyet

Dostum,

Genel bir aidiyet problemi yaşıyorum. Bir orta yol tutturmaya çalıştığımda ne bir tarafa ne de öteki tarafa yaranabiliyorum. Oysa orta yolun en iyisi olduğu öğretildi bana. Fakat ben taraf olmayarak bertaraf oluyorum!

Mesela bilişim sektöründe çalıştığım için tüm gün bilgisayar karşısındayım. Hal böyle olunca akşamları ve hafta sonları hem bilgisayar hem de internet denen tek dişi kalmış mecradan mümkün olduğunca uzak kalmaya çalışıyorum. Bu biraz da internetin etrafımdaki kullanım amacını sevmememden kaynaklanıyor. Sonuç? Bilişim camiasına ait değilmiş görüntüsü oluşması. İş ile ilgili diğer bir örnek ise herkes yazılım ve donanımlara önem verirken, benim 2013 yılında hala ve illa insan yine insan diyor olmam. Malum böyle deyince de bilişim camiası dışında kalıyorsunuz. Ne de olsa artık her şey anlık teknoloji, sosyal medya üzerinden yürüyor. Oysa insan yoksa hiçbiri yok!..

Peki ya günlük hayat? Orada da çok farklı değil. Bir denge kurayım hem eve hem de kendime biraz vakit a…