Ana içeriğe atla

Yayınlar

Aralık, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yıl sonu (Yeniden!)

Dostum, bir yılın daha, 2013'ün, son saatleri. Yine bir yıl bitiyor. Bir zaman dilimi bir başkasına devriliyor. Devrilen bu zamanda bazılarımız en değerli şeyimiz olan geçen zamana rağmen kutlamalar yapıyor. Elimizden akıp giden zamana rağmen... Bir yıl bitiyor. Yeni bir yıl başlıyor. Her son gibi bu da yeni başlangıçlara gebe olmalı... Eğer bunu bir son kabul ediyorsak, neden olmasın? Bazılarımızın değişecek hayatlarına, kararlarına, beklentilerine, tanışma, tanış olma niyetlerine... Kötü Maya şakalarından sonra 2012 de bitti. Ne "kötü" kıyamet senaryoları ne de iyileri gerçekleşti. Ne ortak bir bilincimiz var hala, acıları ortadan kaldıracak, ne de dünyamız felaketler sonucu yok oldu. O, eşini dostunu geride bırakıp Şirince'ye gidenler nasıl geri döndüler dersin? Döndüklerinde onlar için kıyamet kopmamış mıdır? Ne de olsa döndüklerinde muhtemelen ne eşleri ne de dostları kalmıştır! Ama bunların hepsi şu anda boş. Anlamsız! Hayat devam ediyor çünkü... Yıl başla

Tanışıklık

Tüm geçmişine, tüm hakkında bildiklerinize, tüm ortada olanlara rağmen biriyle tanışma, onu tanıma gayretinize, her gün yeni bir yönünü keşfetmenize denen şeydir aşk.

Rüya

Genişce denemeyecek bir çayırda bir gurup koyun görüyorum önce. Sonra oranın çayır değil de düşüncelerim olduğunu fark ediyorum. Kırk koyun diyorum kendi kendime kırk tilki misali kuyrukları birbirine değmeden dolaşıyor kafamın içinde. İçlerinden biri insan budistlere taş çıkartırcasına "hepimiz bir yerde otlamayalım" diyor, "onlarında yaşama hakkını ellerinden almayalım!" Konuşması değil de düşüncesi garip geliyor rüyamda. Uyanıp müzik açıyorum sonra gecenin bir saatinde. Dolulardan boşlara, boşlardan dolulara aktarımlar yapıyorum. O bilindik sonuçtan başka birşey çıkar mı diye bakıyorum. Sonuç bilindik; biri dolmuyor, biri almıyor. Son zamanlarda inatla düşük seyreden tansiyonum yükseliyor, nabzım kestirilemez ritimler sergiliyor. Akşamları diyorum daha az çay ve kahve tüketmeliyim. Bir de daha az düşünmeli... Yine klasik kaygılarıma dönüyorum. Bundan şu zarar görürse, şundan bu... Sonu yok bu düşüncelerin diye bilsem de elimden bir şey gelmiyor. Önüme çıkan h

"I", Batının birinci tekil kişisi

İngilizce öğrenmeye başladığım yıllarda kafama kazınmış ama nedenini bilmiyorum; "I" yani "ben" cümle içinde dahi büyük yazılmalı demişti hocalarım. Çok sorgulamadan kabul etmiştim bende. Yazı dilinde cümlenin neresine gelirse gelsin büyük yazılan tek özne diye yazılmış kafama... Bu kültür "ben"i diğerlerinden kesin ve katı bir şekilde ayrırır batı medeniyetinde. "Ben" ve "sen" yani "biz" dahi bir süre sonra bu "I" temelinden dolayı "biz" ayrımına girer. "Biz" karşısına önce bir "siz" koyar. Sonra "onlar", "diğerleri" gibi karşıt kavramlar eklemlenir bu anlayışa... "Sen" ve "o" gibi birinci tekiller zaten yoktur bu aşamadan sonra... "Ben" mutluysa, iyi kazanıyorsa, karnının doymasından geçmiş tüm zevkleri elde edebiliyorsa dünya cennettir. "Siz", "onlar" ve hatta "diğerleri"nin hiçbir önemi yoktur. Bırakı

Yine Senden

Yine bana dün senden bahsettiler Yine ne kadar kör olduğumdan Yine ne kadar güzel olduğundan Yine bana dün senden bahsettiler Yine bilmeden senelerdir sana yazdıklarımı Yine anlamadan senin aslında kim olduğunu Yine bana dün yeni senden bahsettiler...

Bugün gelen geçmiş!

Bugün gelen geçmiş!

Mescid-i Haram yasağı ve kin (Maide Sûresi 2. Ayet)

...Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir takımlarına beslediğiniz kin, sakın ha sizi, haddi aşmaya sürüklemesin . İyilik ve takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın . Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.

Sizin olsun

Araçlarınızın ısıtmalı koltuklarındaki Şikayet dolu yolculuklarınız sizin olsun. Bana sıkışık otobüslerin, dolmuşların Ayakta kitap okuduğum yolculukları yeter. Güneşli günlerde soğumak için kullandığınız Klimalı araçlarınız sizin olsun. Bana açık havanın o terleten bunaltıcı sıcağı yeter. O sahici mutluluklarınız sizin olsun. Bana benim sahte mutsuzluklarım yeter. O çoğul kalabalıklarınız sizin olsun. Bana benim tekil yalnızlıklarım yeter. Doyumsuz tatlarla dolu hayatlarınız sizin olsun. Bana onurlu ölümlerim yeter. Sarı, kırmızı, yeşil tüm bez parçalarınız sizin olsun. Bana benimle gelecek olan 9 metrelik beyazlık yeter. Tüm sloganlarınız, sıkılı yumruklarınız sizin olsun. Bana gerektiğinde kıyamda gerektiğinde yerde olan anlım yeter. Ceplerinizdeki yumurtalarınız, ellerinizdeki coplarınız sizin olsun. Bana benim sizden ayrı olan yalnızlığım yeter. Tüm haberleriniz, gazete ve televizyonlarınız sizin olsun. Bana sararan yapraklarıyla duran kitaplarım, Hatta tek b

Okumak!

Dostum, Metallica'nın en sevdiğim şarkılarından biri olan "Mama Said" şöyle başlar: Mama, she has taught me well  Told me when I was young  "Son, your life's an open book  Don't close it 'fore it's done" Kabaca şöyle diyor: Annem, bana çok iyi öğretmişti Ben gençken söylemişti "Oğul, hayatın açık bir kitaptır Bitmeden onu kapatma" Dostum, dün iletişim sosyolojisi çalışırken bir paragrafa denk geldim. Paragraf iletişim sosyolojisinin kültürel çalışmalar yaklaşımı ile ilgiliydi ve tanım ve değerlendirmelerini "metin" ve "okuyucular" üzerinden şöyle yapıyordu; "Kültürel çalışmalar yaklaşımı, metin ve okuma kavramlarına geleneksel anlamlarından farklı anlamlar yüklemektedirler. Metin aslında yazılı bir anlamlandırma biçimi olarak tanımlanabilir. Eleştirel iletişim araştırmaları, metin kavramını her türlü iletişim mesajını dile getirecek şekilde kullanmışlardır. Herhangi bir televizyon görüntüsü, bi

Yükte ağır pahada hafif bir hayır!

Bugün yükte ağır pahada hafif bir hayır yaptım. En azından ben öyle sanıyorum. "Kapalı ayakkabı" (bot) ile gittiğim mekandan bir kaç alternatif ürettiğim bir eylemden sonra açık ayakkabı(terlik) ile döndüm! Üstelik dün yağan kar da sokakları hala terk etmemişti. Şimdi ilgili hayır eylemi için şu çıkarımlarda bulundum kendimce: Eylemcinin, benim "kapalı ayakkabı"larımı alan kişinin, ihtiyacı vardı ve ayakları bu kış gününde bir nebze olsun ısındı. Eylemci kendi ayakkabılarını bırakıp başkasının "kapalı ayakkabı"larını giyecek ve fark etmeyecek derecede dalgındı. Bu da derdinin büyük olduğunu gösterir ki, umarım ayaklarının bir nebze olsun ısınması ile rahatlamış, en azından ayaklarının üşümesi derdinden kurtulmuştur. Eylemcinin paraya aşırı derecede ihtiyacı vardı ve benim "kapalı ayakkabı"larım ile bu ihtiyacı giderebileceğini düşündü. Umarım biraz olsun feraha kavuşmuştur. Hoş bana sorsa ikimizde daha kolay ferahlardık ya... Neyse vel

Modernite

Modernite; insanın en sevdiğinin gözleri önünde ateşe/uçuruma yuvarlanırken elini uzatıp onu tutmaya çalışmaması ya da çalışsa bile en sevdiğinin o eli ne kadar sevildiğini önemsemeden geri itivermesidir.

Adalet ve şahitlik bahsi (Nisâ Sûresi 135. Ayet)

Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Âyette, insanları adaletten ayıran iktisâdî, sosyal, psikolojik sebeplerin hepsi sayılarak insanlar uyarılmış, hükmeden veya şahitlik eden kimsenin yalnızca Allah korkusunun tesiri altında hareket etmesi telkin edilmiştir. يَٓااَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا كُونُوا قَوَّامٖينَ بِالْقِسْطِ شُهَدَٓإَ لِلّٰهِ وَلَوْ عَلٰٓى اَنْفُسِكُمْ اَوِ الْوَالِدَيْنِ وَالْاَقْرَبٖينَ اِنْ يَكُنْ غَنِيًّا اَوْ فَقٖيرًا فَاللّٰهُ اَوْلٰى بِهِمَا فَلَا تَتَّبِعُوا الْهَوٰٓى اَنْ تَعْدِلُوا وَاِنْ تَلْوُٓا اَوْ تُعْرِضُ

Mevlânâ'yı yanlış anlama ve anlatma sanatı

Hemen her şeyde olduğu gibi Mevlânâ'yı da yanlış anlama ya da hiç anlamama üzerine uzun çabalarımız devam ediyor. Popüler kültür sadece şekle indirerek bir değerimizin daha içini boşaltıyor. Bugün Mevlânâ'nın kendi deyimiyle düğün gecesi (Şeb-i Arûs) ama günümüz popüler kültürü bu özel günün aslında anlatması gerekenlerin tamamını es geçip şekle yani Šsemâ törenlerine indirgiyor. Ortada beyitler dolusu bir öğütler yumağı varmış, bazılarının umurunda değil! Bir de büyük olasılıkla Mevlânâ'ya ait olmayan "Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel..." [1] beyti var! Bir tarafta "Her gönle secde için izin yok, her ücretlinin ücreti rahmet değil. Kendine gel de "Tövbe eder, Allah'a sığınırım" diye cürümde bulunma, günah etme. Tövbeye de bir parlaklık gerek. Tövbeye de bir şimşek bir bulut şart. Meyvenin olması için hararet ve su lazımdır. Bunun için de bulut ve şimşek icabeder." " [2] diyen bir Mevlânâ varken hangisi daha gerçekçi g

İki Şiir (Ceyhun Yılmaz ve İbrahim Tenekeci)

Zaman Otobüsü II Hayatım boyunca İçinde olduğum otobüsü beklemişim Birçok yolcuyla tanıştım Kimileri hoş... ama kısa sohbet Kimi hiç konuşmadı İyi sohbetim olanlar bazen arkada kaldı Belki yeni binenlere yer açtı Avuçların içine Not... alınyazıları Herkesin kafası önde Kabul edilmiş sessizce rota Bir kez Nereye gittiğimi sormak istedim Şoförle konuşmak yasak tı Ceyhun Yılmaz * * * Düş ve Dua Yağmura, nisana ve yaşıma aldanıp Uçurumları kıyı sanarak Ve dağlar erişilmeyince acı verir Sözünü unutarak Kaf dağına gitmek istedim. Irmak inadıyla yürüdüm uzaklara Bir derviş olup yürüdüm uzaklara Heyecanımı dindiremedim. Yanıldı denektaşım, geriye döndüm Kutsal Sözler Panayırı'na sığınıp İpeksi bir sessizliğe büründüm: Bir hayat, mahcup ve duru Tanrım, gülleri Ve sessiz harfler i koru . İbrahim Tenekeci

Nisâ Sûresi 85. Ayet

Kim güzel bir (işte) aracılık ederse, ona o işin sevabından bir pay vardır. Kim de kötü bir (işte) aracılık ederse ona da o kötülükten bir pay vardır. Allah'ın her şeye gücü yeter.  مَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً حَسَنَةً يَكُنْ لَهُ نَص۪يبٌ مِنْهَاۚ وَمَنْ يَشْفَعْ شَفَاعَةً سَيِّئَةً يَكُنْ لَهُ كِفْلٌ مِنْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ مُق۪يتاً

Sen

Sen diye başlıyorum cümlelerime Eş koşmaktan korkup hatırlıyorum Bir sen varsın Bir sen olmalısın deyeyazıyor içim Daha düşüncemde nokta koymadan cümleme Hayır diyen bir ses yükseliyor içimde Uzaklarda bir yerde diyorum Bir sen olmalı İçine ben düşermiş gibi olduğunda Benim gibi ürken, O'nu bulan yeniden Kapının arkasında bir sen Kapımın arkasında bir ben Biz üç kişiyiz diye başlıyorum Düşümde kurduğum cümlelere Daha noktası konmadan Hayır diyen bir ses içimde Biz biriz, Bir'in yansımalarıyız sadece Kapılarımızın arkasında bir biz Aç, sana geldim Aç, sen geldim...

Hukukun Etkinliği Problemi

Cicero'nun ünlü deyişi " Ubi societas ibi ius (Eğer toplum varsa hukuk da oradadır.) " der. Zıt tarafından bakarsak da toplumun olmadığı yerde hukuktan bahsetmek mümkün değildir. Bizde ki hukuksuzlukların temel sebeplerinden biri de toplum yapımızın gittikçe bozulmuş olması. Bir de bunun yanına hem içteki hem de dışarıdaki hainler eklenince bütünleşmiş bir toplum oluşturma çabalarımızın hepsi boşa çıkıyor. Bu yarım yamalak yapılanmış topluma rağmen, eksik de olsa bir kanun düzenimiz var. Ancak bu kanun düzenine hukuk demek pek mümkün değil. Çünkü hukukun, hukuk sayılması için adil, etkin ve tutarlı olması gerekir. Ne adil olmayan ne de etkin yaptırımlara dayanmayan bir sisteme hukuk sistemi demek mümkün değildir. Toplumun ihtiyaçlarına doğru cevap vermeyen, haklıyı korumak yerine güçlüden yana taraf alan bir sistem ister istemez kendi muhalefetini oluşturur. Kendi canını, namusunu emanet ettiği devlet bunu yerine getir(e)miyorsa insanlar bunu kendileri yapmaya başlarl

Projeler (Çamlıca Câmii)

Neşet Ertaş'ın babasından naklettiği bir şey var: " 'Baba,' dedim 'Neden sen kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun?' dedim. 'Oğlum,' dedi 'ozanlar birbirinin devamıdır.' dedi. 'Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım.' dedi." Aynı girişi kullanıyorum ikinci kez. Çünkü uyguladığım ve idealim olan düşüncelerin başkalarının dilinden söze yazıya dökülmesi, aklın yolu bir dedirtiyor bana. Uzunca bir zamandır elimde farklı alanlarda düşüncesi olgunlaşmış, hatta kimi neredeyse nihai halini almış birkaç proje var. Bu projelerin hepsi, bitmeye yakın olanı da sadece fikir aşamasında olanı da, aynı sebepten dolayı bekliyor. Geçen gün bunların arasına Serkan'ın önerdiği bir fikir daha eklendi. Bu arada proje demişken hiç biri öyle hayat değiştirecek şeyler değiller. Hemen hepsi de farklı alanlarda, kimi basit k