Ana içeriğe atla

Yayınlar

Aralık, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

2010 - Tüm iyi dilekler için...

Zaman akıp gidiyor ve bizler dur diyemiyoruz. Aynı doğum günlerini olduğu gibi akıp giden zamanı gösterdiği için yılbaşlarını da sevmiyorum.Geçen sene Ankara’nın o soğuk havasında geçen o güzelim gece daha dündü sanki. Tüm durduramadığımız zamana rağmen güzel dilekleri çağırmak adına iyi bir vakit. Başta sağlığın, tüm iyilik ve güzelliklerin peşimizden ayrılmadığı, mutluluğu aramak yerine mutluğun bizi bulduğu bir zaman dileğimle… Tüm güzellikler bizimle olsun. Senenin son gününde İstanbul tepelerinin üstünde güzel bir manzara...

Dönüş yolu

Lefkoşa - KKTC İstanbul - Türkiye* * İniş sırasında ışıkları kapatmayarak şu güzelim manzarayı fotoğraflamama mani olan pilotu esefle kınıyorum... :)

Kıbrıs ellerinde

Senin dilinde konuşulsa, insanları senin milletinden de olsa başka memlekette olmak zor. Kıbrıs topraklarındayım iki gündür. Her şey bir garip geliyor. Direksiyonlar sağda, trafik sağda, insanlarla sağda –ne onlar beni ne ben onları anlıyorum-, sokaklar bomboş (İstanbul’a göre değil gerçekten bomboş). Hatta otel bile bomboş. Gerçi bu akşam otelin neden –daha doğrusu neresinin- boş olduğunu anladım. Tüm millet kumarhanede yatıp kalkıyor sanırım. İğne atsan yere düşmeyecek. Sadece bir göz atmak için girdim ve girdiğim gibi de çıktım. Terasta ki yemek katında sadece iki - üç kişi vardı. Kafeteryaya indim sadece bir kişi var o da bilgisayar önünde internette.  Dedim çıkıp biraz dolaşayım. İnanın İstiklal caddesinin arka sokaklarında kimselerin olmadığı sokaklarda dolaşıyormuş gibi hissettim kendimi. Neyse uzun lafın kısası insanın memleketi gibisi yok… Bülbül altın kafeste ama ille de vatanım diyor yani…

Hayatımın rengi

Sonbaharda kaybolması gibi Yaprakların renginin Hayatımın rengi de kayboluyor yavaş yavaş Oysaki ne güz ne de kış mevsim Dalların yapraksız çıplaklıkları gibi Eksiltiyor hayatımın yok diyen yanı Yok, olmadı ki hiç zaten Çam iğneleri gibi kalıcı Bazı hatıralarım Hayatımın sertliğinde kastına batan Oysaki rengi yeşil en azından Çam ağaçlarının Yılbaşında kesip saklamak için belkide Yok, daha çok ertesi sabah ısınmak için Kapkara bir dumanın sarması gibi şehri Kış, güz olması gibi mevsimin Kararıyor git gide hayatımın rengi Oysaki renklendirme çabasıydı tüm anlamı Hayatımın eksik yanları Yan gelip yatmaya alışmış yorgunsuz Yok, daha çok tembelsiz Hiç anlamadığım modern sanat gibi Karga burga hayatın dışı Hayatımın şekilsiz yanı Şekillerin şekilci tasası Hayatımın boşluğu Boşluğun şekilsizliği Yok yok, daha çok şekilsizliğimin yalnızlığı Bulanık görüşün yüzülür hali Halin kovalanmış isteksizliği Hayatımın rengi Renksiz, kargacık, burgacık Yalnızlığım Da

Bulmaca; Resimdeki özürlüyü bulun..!

Yer: Istanbul metrosu Taksim istasyonu özürlü asansörü önü. Zaman: Dün akşam saatleri Not: Bu resim çekildikten sonra farkeden 3-4 kişi "Aaa resmimizi çekiyorlar, hadi el sallayalım" diye aralarında şakalaşıyorlardı.

İnanç

İnanç, tüm körlüğüne rağmen güneşin varlığını gösteren kanıtları anlayabilmektir.

Yabancı

Köyün girişinde durmuş suyun başında oturan yaşlı adama bakıyordu. Dayanamayıp yüzü o topraklarda yaşadığını kanıtlarcasına derin çizgi ve çatlaklarla dolu olan adama yaklaştı. Şehirden getirdiği kuru mizah anlayışıyla "Kredi kartı geçiyor mu amca?" diye sordu, bir sohbet başlatabilmek amacıyla. Yüzündeki sertlik bir anda ürkütücü gelen yaşlı adam gülümseyerek cevap verdi; "Güzel kız bu hangi diziden?" O ana kadar nerede olduğunu anlamamışçasına bakan kız bir anda irkildi ve geri çekildi. Yakıştırılan bu dizi karakteri maskesi onu rahatsız etmiş, bugüne kadar eleştirdiği o karakterlerden birine benzetilmek incitmişti. Sonra kendiside bunun iyi bir yöntem olmadığına hak verip tekrar denemek istedi. Ancak çeşme başındaki sandalye boştu. Nasıl olurdu; daha şimdi buradaydı ve "ince esprisine" sağlam bir cevap almıştı o adamdan. Yine başladığı yere mi dönüyordu? Her şeyden kaçmasına neden olan o sinsi, kaba, kabul edilemez illet yeniden mi sarmıştı etrafın