Ana içeriğe atla

Yayınlar

2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Mutlak Sıfır

Takvim yapraklarının yıl hanesinde yeni bir rakam yazmasına çok az kaldı. Her yıl olduğu gibi uzunca bir süre birçok insan yıl hanesine yanlışlıkla 2014 yazmaya devam edecek. Kolay değil insanın 365 gün boyunca tekrar ettiği bir alışkanlıktan vazgeçmesi... Günler ve haftalar öncesinden “vahşi kapitalizm” bilindik – bilinmedik tüm yöntemleriyle saldırıyor! Televizyonlar, gazete ve dergiler almanak yayınlarına uzun zamandır devam ediyorlar. En azından birkaç hafta daha da bunları görecek ve duyacağız. Bazı “duyarlı” Müslümanlar da insanları uyarmaya devam ediyorlar. Onlar kutlama yapanlardan çok daha önce hazırlanmaya başladılar. Mesela bir iki aydır bir kırtasiyenin camında “Siz hiç Kurban Bayramını kutlayan hıristiyan gördünüz mü? Ben hıristiyan bayramı kutlayan Müslüman gördüm!” yazıyor. Haklılık payları var. Ancakbu kadar kolay insanları"kafir" ya da günahkar ilan edebilir miyiz? Cami kürsülerinden ve minberlerden “çarpılırsınız” uyarıları yükseliyor. Kubbelerin altın

Ölçüsüzlük

Canım ülkemizin, vatandaşlarımızın, arkadaşlarımızın, ailemizin ve hatta eşlerimizin en büyük problemi ölçüsüzlük. Hepimiz ülkemizi çok seviyoruz! Hatta öyle ki kimse bizden daha çok sevemez.  Söz konusu vatansa gerisi teferruat haline dönüşüveriyor. Ama onlar çocuk ve çocuklar ölüyor! “Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum!”  Ailemiz için çiğnemeyeceğimiz prensip ya da kurallara da sahip değiliz. Onların rahatı için her şeyi göze alabilir, herkesin hakkına girebiliriz. Rüşvet verebilir, birilerini dövebilir ve hatta öldürebiliriz! Heyt! Kimse kendi annesini benim annemi sevdiğinden fazla sevemez! Şeyhim mübarek! Başbakanım peygamber olurdu geçmişte doğsaydı! İşte böyle olunca şeyh uçuyor. Başbakan, haşa, evliyaullahtan oluveriyor. Şeyh uçmuyor da müridi uçuruyor. Nefretlerimiz de aynı şekilde... Birini sevmedik mi? Başında haresini arkasında kanatlarını görsek bir bit yeniği arar oluyoruz. Ulan adam uçuyor be!.. Her şey ya siyah ya da beyaz! Bilgisayarların

Ördektir ördek...

İngilizcede ördek testi denilen eğlenceli bir söz var: “If it looks like a duck, swims like a duck, and quacks like a duck, then it probably is a duck.” Yani diyor ki: “Eğer ördek gibi görünüyor, ördek gibi yüzüyor ve ördek gibi vaklıyorsa büyük olasılıkla ördektir." Bugün etrafımızda yaşayan birçok insan kendini iyilik ve dürüstlük timsali olarak görüyor. Buna o kdar inanmış durumdalar ki kolayca namus ve şerefleri üzerine yemin edebiliyorlar. Siyasetçisinden doktoruna, bakkalından manavına aklınıza gelebilecek her meslek gurubundan insan var bunların içinde... Bugünkü siyasi ortamımızda bu ördek testini uygulamaya kalktığımızda; birçok kişinin aslında ördek olduğu sonucuna ulaşıyoruz ve bunun bizi şaşırttığı gibi bir yalana sığınıyoruz. Hitler benzetmesi yapılan siyasetçimiz var öyle değil mi? Peki bu benzetmeyi yaparken ördek testi yaparak Hitler’in Kavgam “eserinde” bahsedilen bilgilere ve Hitler’i "Führer" yapan sürece baktığımızda benzerlikler görüyor muyuz? Ha

Bakara Sûresi 177. Ayet

"İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir."

Bölelim, bölünelim

Gün birlik olma günü!.. Gün kardeşlik günü!.. Güzellemelerine hiç girmeyeceğim. Sokağa dökülüp eline taş, molotof kokteyli alan; yağma yapan, insan canına kast eden kimseyle ne birlik olmak istiyorum ne de kardeş... Bunları yapan "hayvanın" neyi savunduğu da beni ilgilendirmiyor. Bölün memleketi nereyi istiyorsanız alın! Yalnız bir şeyi de göz önünde bulundurun! Siz zavallı mahluklar sonradan yaşayacağınız ilk zorlukta bize sığınmayın. Hoş bu memleket sizin gibi şerefsizlere bile bağrını açar ya neyse! PYD denilen vicdansızlar daha düne kadar benim sınırımda Mehmed'ime kurşun sıkıyordu. Bize bulaşmayın sonu fena olur diye tehditler savuruyordu. Şimdi ne oldu? Yardım etmiyoruz diye tüm dünya neredeyse başımıza dikildi. Ağa babalarınıza da bakın 3-5 "çapulcu" günler içerisinde Musul'u ele geçirdi de film seyreder gibi seyrettiler. Hani "Kürdistan" diye bir bölge/ülkeniz vardı! İşte onlardan bahsediyorum. Az kalsın Kerkük, Erbil falan da gid

Yapmayın!

Ne Soma için ne de başka bir felaketin mağdurları için etkinlik yapmayın! Lütfen! Bu toplumda bunu hak edecek insanlar yok! Aşırıya gittiğimi düşünüyorsunuz değil mi? Az bile söylüyorum. Dün akşam Fenerbahçe - Galatasaray gibi ülkenin en büyük spor -futbol değil- kulüplerinden ikisinin futbol maçı vardı. Geliri Soma'da hayatını yitiren madencilerin ailelerine bağışlanacaktı. Belki biraz da orada yaşanan katliama dikkat çekilecekti. Peki, ne oldu? Allah aşkına siz yardım etmeyin. Dikkat çekmeyin böyle katliamlara... Ne Soma'yı ne de Siirt'de yaşanan olayları hatırlatmayın topluma... Irak'ta, Suriye'de, Filistin'de ya da Doğu Türkistan'da öldürülenleri de hatırlamayın! Dünkü rezalet hepimize uzunca bir süre yeter! İki takımın taraftarları da futbolcuları da sahayı savaş alanına çevirdiler. Yine! Birbirinizi yiyin benim için hiç sorun değil. Ancak en azından ithaf edilmiş şeyin anısına bir durup düşünün. Sadece bir an!.. Neden geneli suçluyorum?

Normalleştirmek - Normalisation

Dostum, Sosyolojik olarak öncesinde toplum tarafından uygun görülmeyen ya da onaylanmayan bir davranışın zaman içerisinde yadsınarak “normal” kabul edilmesine ve geniş kitlelerce onaylanmasına kısaca normalleşmek (normalisation) deniyor. Dün akşam televizyonda Açlık Oyunları serisinin birinci filmi vardı. Film dünyayı kontrol eden merkezi bir güç ve onun refahı ve ihtiyaçları için çalışan, korku ve şiddet ile bastırılmış on iki mıntıkanın hikayesini anlatılıyordu. Her bir mıntıka her sene düzenlenen ve “Açlık Oyunları” olarak anılan oyunlara “Haraç” denilen “çocukları” birbirlerini öldürmeleri için gönderiyor. İşin daha acı tarafı; başkentte, eğlence için düzenlenen ve canlı yayınlanan bu programın mıntıkalarda da yayınlanıyor olasıydı. Yani insanlar çocukları öldürülürken/katledilirken canlı canlı izliyorlardı. Dostum, işte normalleştirme denilen şey burada devreye giriyor. İnsanlar bazı ülkelerin refahı için ölesiye çalışıyorlar. Kadınların parmaklarında, bileklerinde, boyunla

Bayram

Dostum, Amerikalılar tarihleri bize göre tersten yazıyorlar; yıl, ay ve gün. Onlara göre bugün 2014 yılı Temmuz ayının 31'i. Bize göre ise bir Ramazan bayramı ertesi. Bayram ama nasıl bir bayram? Şehirde çekirdek aileden hiç kimse yok! Anne ve baba yok! Ablalar ve yeğenler yok! Yani pek bayram gibi bir bayram değil! Televizyonun düğmesine ne zaman dokunsam aynı bulantı. Midem! Ulusal kanallarımızdaki eğlence programları ve haber temalılardaki belgeseller... Çok eleştirdiğim CNN ve BBC ise Gazze'den canlı yayın yapıyor. CNN sunucusu canlı yayında bir yahudiyi azarlıyor ve sözünü keserek uzman konuğuna dönüyor: "İnanabiliyor musunuz?" Başıma fiziksel olmayan bir ağrı saplanıyor. Daha fazla izleyemiyorum. Bir arkadaşın bayram mesajına cevaben: Kitabın orta yeri diyor ki; "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin , sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun ; bu, Allah korkusuna daha

Tahta tekerlekli savaş arabaları

Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Tel dolaplarda saklayalım yine en değerli şeylerimizi Yeniyi eski, eskiyi yeni, eskiyle yeniyi yapalım yine Savaş alanında tuttuğumuz nefesi Bırakalım barış topraklarında Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Yine telleri sırtlarında koştursun peşinden çocuklar Tuzunu fazla koyalım, kokmasın yiyecekler Su avuçlarımıza dolsun yine kaynağından Çalı süpürgesinden atlarımız olsun Yalandan savaş arabalarımızın önünde Süpürmeye de yarasın pislikleri oyunlar bittiğinde Yıkalım tüm putları Arabaların tahta tekerlekleri olsun yine Çocukların oyun sahası çocuklara kalsın Biz savaşırız kendi pisliklerimizde Çocukların tahtadan atları olsun Tahta tekerlekli arabalarının önlerinde Şehitlik bizlere kalsın Onlar için daha üst mertebe yok ne de olsa...

Ağır Ölüm

Ölüm kıyılarda kol geziyor Tutup kaldır hadi ölümü kıyılardan Kovala Ölüm ağır Ölüm soğuk Ölüm sessiz Çekimsiz ve çekilmez cümleler Kıyıda oynayan çocuklar Kıyıda oyun oynamalı çocuklar Kıyıda ölüm ile kolkola çocuklar Hadi kovala ölümü Ölümün kıyısı mı olur Kıyılarda ölüm mü olur Ölüm kötü arkadaştır Bu çağda kıyılarda ölür Öldürülür çocuklar Ölüm ağır Ölüm soğuk Ölüm sessiz Öldüren sessiz İzleyen sessiz Sen susarsan, ben susarsam Bu sessizlikte ölür tabi çocuklar...

Bilimsel araştırma konusu olabilir

Bazı insanlar hayatlarını sade ve sadece kendi eksenlerinde yaşarlar. Onları günlük hayatımızın her yerinde görürüz. Bazen trafikte çıkarlar karşımıza bazen hastanede bazen de evimizde, işyerimizde... Basit atlamalardır yaptıkları! Örneğin trafikte şerit değiştirirken sinyal vermezler, kırmızı ışıkta durmazlar. Yol ver tabelası onlar için değil anayolda olan sizin için dikilmiştir oraya. Bir diğeri aşağı inecekken yukarı çıkan asansöre biner. Nasıl olsa yukarı çıkan her şey fizik kanunları gereği aşağı inmeyecek mi? Tuvalette kağıt havlu bitmişse ne olmuş?  Yerler sırılsıklam olsa ne olur? Hastanede onun hastası acil ve vakti değerlidir. Bankada da parası çok olduğu için beklemesi doğru değildir! Yüksek sesle müzik dinleyen komşunuz ile müzik zevkleriniz aynıysa sorun yok! Peki ya o gün ruhsal/zihinsel yapınız uygun değilse? Kapatın camlarınızı oturun canım! Bu tarz insanlarda inanılmaz bir benmerkezcilik vardır. Ancak işin rengi siz de aynılarını yaptığınızda ya da yapabilecekke

Yerli Ölmek

Afrika'da zenci gibiyim ya da Kızılderili Amerika'da Meksika'da yerli bir Meksikalı Avustralya'nın yiten yerlileri, bir de kanguruları meşhur ya Kangurular yaşıyor da yerlileri yok ortada Kafkasya'da Kafkaslar mı yaşıyor hala? Bir Boşnak el sallıyor delik deşik duvarın önünde Sana da selam olsun ecdat yadigarı Arnavutluk’ta "en güzel" Arnavutlar ölüyor hala Filistin'de Filistinli bir baba "Yerli" yersiz ölüyor bir kaldırımda Arkasına sakladığı yine Filistinli çocuğu ile... Sahi Rachel Corrie de bir yerli miydi aslında? Müslüman coğrafyasında Müslüman mı ölünür? Coğrafyanın da dini mi olur! Irak'ta, İran'da, Suriye'de, Gürcistan, Ukrayna ya da Doğu Türkistan’da Ülkenin adı değişse de en güzel yerliler ölür! Madenciler madende... Gemiciler gemide, bazen de tersanelerde... Askerler askerlikte ölür, de... En güzel yerliler ölür! Bazıları yerli olarak doğmaz ama Yerli olur yaptıkları, yaşantısıyla Yerli olduğu yerde yaşamasa da En güze

Hayırlısı...

Lise ve üniversitede ben de çok çabalamıştım. Ancak benim ki okul takımları ve amatörlükten öteye geçememişti. Şimdi yeğenim bu konuda baya bir ilerleme kaydetti. Beşiktaş'da oynama yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. İnşallah daha iyi yerlere gelir...

Kısa devre

Kısa devre, bir elektirik devresinde akımın normal yolu dışında daha kısa ve dirençsiz bir yolu tercih etmesi ile ortaya çıkan aksaklık olarak özetlenebilir. Vikipedi maddesinde ; Devrenin görevi kaynağın ürettiği akımın bu yük üzerinde harcanmasıdır. Akan akım, kaynağın geriliminin yük direncine bölünmesiyle bulunur. Yük üzerinde harcanan güç ise kaynağın gerilimi ile akımın çarpımıyla verilir. Kısaca, Burada P watt (W) cinsinden güç, V volt (V) cinsinden kaynak gerilimi, I amper (A) cinsinden akım şiddeti, R ohm (Ω) cinsinden dirençtir. Üreteç gücü de bu güç harcamasına uygun seçilir. Örnek: Bir gerilim kaynağı 100 V üretmektedir. Bu kaynak en fazla 5 A çekecek şekilde üretilmiştir. Kaynağın bağlı olduğu eş değer yük 50 Ω dır. Kablo direnci ihmal edilebilecek kadar küçüktür. Normal şartlar altında eşdeğer direnç 50 Ω olduğundan, kaynaktan 2 A akım çekilmektedir. 2 A kaynağın kapasitesi içersindedir. Ancak, bir arıza, hatalı bağlantı vb. sonucu, yüke paralel 1 Ω lık b

Kömür

Bu ülkenin hala, yerin kilometrelerce altından yüzlerce can pahasına çıkartılacak kömüre ihtiyacı var mı? Onlarca sorunun içinden aklıma sadece tek bir soru geliyor; buna kader deyip geçebilir miyiz? Gerçekten alınması gereken her tedbir alındı, yapılması gereken her müdahale zamanında yapıldı mı? Eğer öyleyse gerçketen merak ediyorum: Bu ülke yerin kilometrelerce altından çıkacak bu karaşeye gerçekten ihtiyacı var mı? Çocuklarımız ölüyor! Yeni yasalarla cezaları arttırıyoruz! Kadınlarımız ölüyor! Yrni düzenlemeler ile önlemler alıyoruz! İşçilerimiz ölüyor! Seyrediyoruz! Sonrasında çocuklarımız da kadınlarımız da işçilerimiz de ölmeye devam ediyor! Biz sadece seyrediyoruz! Eğer yapılan birşeyler varsa ya yeterli değil ya da doğru! Yoksa her zamanki gibi kağıtların üzerinde yasa, yönetmelik ve kurallarımız var da uygulamıyor muyuz? 232 insan ve onların en az onlar kadar kayıp aileleri!.. Gerçekten değer mi? Not: Bir de bugün "Utanıyorum bunu söylemeye

Ev-len-dim...

Gelen ya da gel(e)meyen, arayan, haber yollayan herekese çok teşekkür ediyorum. Bazı benden kaynaklanmayan gecikmelerden dolayı çok özlediğim arkadaşlarımla bile yakından ilgilenemedim. Ama yine de kazasız, belasız; kimseyi üzmeden, kırmadan yorucu bir süreci atlattık... Allah'a şükür... Hala inanmayanlar olma ihtimaline karşın bir de delil ekleyeyim buraya...

Evleniyorum!

Hala duymayan kaldıysa diye buraya da yazıyorum. Bu hafta sonu evleniyorum ve İstanbul'da olan ya da olabilecek olan tüm eşi - dostu bekliyorum. Bu şaşırtıcı ve "ultra kozmik" olayı görmek herkese nasip olmayabilir ona göre! :)

Vatan hainisin!

Birincisi, internet sitelerinin Türkiye’den erişime kapatılması düpedüz ahmaklıktır. Yaptığımızın tehlike karşısında kafamızı kuma gömmekten hiçbir farkı yok. Açık açık yazayım; internete düşen hiçbir video ya da ses kaydını dinlemedim. Bazılarını haberlerin içeriğinden biliyorum. Dolayısıyla bugüne kadar hiçbiri hakkında da yorum yapmadım. Doğru veya yanlış, özel hayat veya değil, içeriği pis veya temiz, montaj veya değil hiç fark etmez. Biri para çalmış, diğeri dine hakaret etmiş, bir diğeri eşini aldatmış! Ben tek bir şeye takıldım: bu dinlemeleri yapmış olanlar ya da yayınlayanlar neyin peşinde? Bunların yayılmasına hizmet etmekle ne yapmış olurum? Vatan haini kelimesinin öyle ucuz kullanılmasına karşıyımdır. Bunu defalarca ifade etmişimdir. Bu günlükte de aratırsanız yüzlerce yazıdan sadece aşağıdaki şu beş yazı karşınıza çıkar. http://www.erkansen.com/2010/07/vatansever-mi-vatan-haini-mi.html http://www.erkansen.com/2010/12/sen-ne-anlarsn-ogrencilikten.html http://www.erk

Durun siz kardeşsiniz!

Eski ama kötü bir Türk filminde gibiyiz. Aslında eski filmleri severim; komedileri de dramları da hayatın içindendir. Bazen basmakalıp şeylere saplansalar da eğlendirirler ve hatta eğlendirirken düşündürürler... “Durun siz kardeşsiniz!” Sinemamızda çok yoğun kullanılan bir basmakalıptır. Biri evlilik merasimlerinde, diğeri ise kardeş kavgası esnasında... Biz son dönemde ikisinde de doğru zamanı yakalayamadık. Kardeşleri birbirleriyle uygun olmayan bir “izdivaç” yaptılar. “Durun siz kardeşsiniz!” çıkışı doğru zamanda gelmedi... Sonra bu kardeşler birbirlerine düştüler. Onca zaman o iç çamaşırlarıyla nasıl gezmişler bilmiyorum. Ama o kadar kötü kokular yayıldı ki etrafa, memlekette yerinden oynamadık taş kalmadı. Yine kimse çıkıp “Durun siz kardeşsiniz” demedi. En azından doğru zamanda... Yalan olmasın şimdi. Bazıları çıkıp kardeşleri barıştırmaya, sakinleştirmeye çalıştı. Fakat ok yaydan çıkmıştı bir kere... Şimdi ortalık toz duman. Hakaretler, beddualar, kasetler, konuşma kayıtları

Ne oldu?

Neyi başardık yine? Ne oldu? Hayatlarımızdan ne eksildi ya da ne katıldı? Bir sosyal paylaşım sitesini yasakladılar. Mahkeme kararları varmış ve bu cikcik sitesi bunları dikkate almıyormuş! Evet, adaletini herkesin kendisinin sağladığı devirlere geri dönmeyelim! Kendisine hakaret edilen kişi, kurum hakkını arayabilsin. Ama bu bir sistemi komple kapatarak sağlanabilir mi? İşin burası ayrı bir yerde dursun! Kapatmayı deniyorsunuz da başarılı olabiliyor musunuz? Hayır! Kapattığınız sitelere onlarca farklı yöntem ile erişilebiliyor. O zaman da gülünç duruma düşüyorsunuz. Bu da dursun bir köşede... “Kökünü kazıyacağım” diyen adam bizzat kendisi kullanmasa dahi sosyal medya danışmanları olan bir adam! Hatta birçok mesajını oradan yayınlamaya da devam ediyor. Bu ne yaman çelişkiyse artık... Ayrıca kafası çalışmayan insanları sokağa dökmek ve içerideki vatan hainlerine kendi ülkelerini tüm dünyaya şikayet edebilmeleri için fırsat vermiş oluyorsunuz. Yani siz de bir nevi provokatör oluy

Bir çocuk öldü diyorlar

Duydunuz mu? Bir çocuk öldü diyorlar. Daha nicesi ölsün diye sokaklara dökülüyor, sağı solu taşlıyorlar. Bir semtte sokaklar "militanlar" tarafından kesilmiş. Diğer semtte ilkine giremeyen polis kesmiş girişleri. Baksan ikisi ayrı memleket... Çocuklar ölmesin diye sokakta olan adam, biliyorum ki evinde canından kanından olanı dövüyor, hem de öldüresiye... Bir polis adliye "sarayı"nn içinde şehit ediliyor. Hem de korumaya çalıştığı bir kadın ile birlikte. Öldüren? Kanından canından, öz mü öz oğlu!.. Çocuk hatalı işlerin içindeydi! Öyle diyor bazıları... Ne fark eder? Etmez! Çocuk ekmek almaya gidiyordu. Birileri de öyle diyor!.. Ne fark eder? Etmez! Öldü ya istediğiniz gibi sokaklara sürdüğünüz bir genç daha... Yapışın sıkı sıkı, sömürmeye devam edin. Polise, esnafa taş atın. Banka şubelerini yakın! Otel yakanlardan bir farkınız olmasın! Köy basanlardan da!.. Sen polis! Sen de bol bol su sık. Biber gazı at! Ne de olsa sokaklara dökülenlerin provakasyonl

Te-miz-len-dik

Ne oldu? Dün gece hep beraber temizlendik! Ne iyi oldu! Tüm Ergenekon, Balyoz v.b. sanıklarını salalım hadi... İnsanları kesenleri, hayvanlara işkence edenleri de... Kadın katillerini dışarı salmak için 8 Marttan daha güzel bir gün olabilir mi?! Zaten cemaat de yargıyı ele geçirmiş! Aslında bu davaların temeli zayıfmış. Gerçekten de zayıftı. Bir zihniyeti mahkeme salonlarında yargılayamazsınız. Hele sırf düşünceleri itibariyle tutuklayamaz, içeride tutamazsınız. Bunu bugün değil dün de söylüyordum. O zihniyeti size her türlü eziyeti reva görür. O ayrı!.. Tamam. Davalarda kusur vardı. Tamam. Bazı masum insanlar gereksiz yere suçlandı. Kumpaslar kuruldu. Tamam. Dediğiniz gibi cemaat yargıyı ele geçirdi ve bırakmıyor! Bir ülkenin genelkurmay başkanı terör örgütü yöneticiliğiyle suçlanamaz(dı). Hepsine tamam! Tamam da... Arkadaş onca asker niye öldü? Baskınlar! Baskınlara sessiz kalanlar kimlerdi? Neredeler? Tuvalet borusunda farksız lav silahlarımız nerede? Nered

Beni de dinleyin!

Söyleyecek şeylerim vardır belki! Beni de dinlesenize!.. Bu dünyada açlıktan, yokluktan hatta susuzluktan ölenler var. İnanmazsınız, bu dünyada üzerine küçük bedeninden katbekat büyük bombalar düşen çocuklar var. Bir yardım gemisinde şehid edilen canlar var! Etrafınıza bakın! Görebileceğiniz nice yoksul var. Kimi çöplerde kağıt kimi yiyecek arıyor. Kimseye muhtaç olmama derdinde “kavruluyor”. Elleri, bacakları kesilen; daha iyi bir dünyaya yelken açtığını düşünürken boğulan Afrikalılar var! Canlı canlı yakılan Asyalılar var bu dünyada. Ülkesizliklerinden dert yanamayacak Çingeneler var. İşitme cihazı olmadığında dünyası susan çocuklar var! Bastonsuz dışarıya çıkamayan güzel gözlü insanlar var. Denizi hiç görmemiş, bir dağa hiç tırmanmamış çocuklar var! Biliyor musunuz? Bu dünyada alerjisi yüzünden pasta yiyemeyen, süt içemeyen çocuklar bile var! Sayısız üzüntüler var! Sayısız dıramlar... Ama bunun yanında yanan bir binaya gözünü karartıp dalıveren cengaverler

Susmayı tercih ediyorum!

"Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil." Fuzuli  "Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır." Aliya “Bahtiyar kimse odur ki, fitnelerin kol gezdiği dönemde fitnelerden uzak durur.” Hadis-i Şerif Şunları da okuyorlar mı acaba? http://www.herkul.org/herkulden-bir-demet-hadis/fitne-zamaninda-mumin-tavri/

14 Şubat

Geç kalmış da olsa bir 14 Şubat güncesi yazmasam olmaz. Ne de olsa senenin en önemli günlerinden birinde yapıp ettiklerimden ya da yapıp edeceklerimden bahsetmemek garip olur! Ülke gündeminin siyasete bulanmamış hiç bir konusu kalmamışken sevgililer gününden bahsetmek iç açıcı gelir. Kafamız dağılmış olur. İki ay sonra evlenecek biri dahi olsam bu sene de sevgililer gününü yalnız geçirdim. Baştan söyleyeyim de sonra aramızda anlaşmazlık olmasın. Sevmiyor ya da sevilmiyor muyum? Allah’a şükür, hem seviyor hem de seviliyorum. Ama karakter meselesi işte toplumun içine işlemiş, “vahşi” kapitalizmin en güçlü silahlarından biri olmuş, bir güne ve basit bir hediyeye indirgenmiş günleri sevmiyorum. Anneler, babalar, sevgililer günü, yılbaşları... Al basit bir hediye bir de çiçek, anneni çok seviyor oluyorsun! Ama dikkat et hediyen mutfakta kullanılacak bir şey olsun! Sevgiline bir tek ya da çok “taş” al. Sizden mutlusu olmaz! Kılasik bir 14 Şubat yazısı dahi yazamayacak kadar sıkıcı bu mesele.

Ahlak

Vikipediye göre ahlak; "Kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (sübjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır." Bu kapsayıcı olmayan tanımdan dahi şunları çıkartabiliyoruz: Ahlak, doğru ve yanlışların ayırt edilmesine yarayan bir kavramdır. Ahlak, toplumdan topluma ve hatta kişiden kişiye değişebilir.  Burada eksik olan ise: Ahlak, zaman içerisinde değişen ve evrilen bir yapı gösterir. Yani ahlak kuralları zamana bağımlıdır. Ahlak, aynı zamanda toplumların içinde bulunduğu coğrafya yani mekana da bağımlılık gösterir.  Baz tanımın içinde yer alması gereken bir diğer unsur ise ahlak kurallarının genellikle yazılı olmadığı bilgisidir. Yani ahlak, kanun ve yönetmelik gibi yazılı kaynakları etkilemekle birlikte toplumun k

Şubat

Günaydın sana Otobüs durağındaki Suriyeli çocuk Cadde seviniyor oyuncak arabana kavuşunca Ya hüzünlü gözlerine bakamayan bizler Ne kadar manidar sattığın o kağıt mendiller Ne kadar kurudu bu gözler Sen de mi üzgün, yorgun ve de kırgınsın benim kadar Ahh Şubat, bu yüzden mi bahar sıcaklığın Ahh bu sıcak Şubat İyi geceler sana da Filistinli baba İnanmazsın belki; sıcak yatak batıyor tenime Köşeye sıkışmış bir babayım ben Filistin'de Çelik olsam keşke o köşede Üzerine örtünsem Demir kesemez, delemez çeliği desem Çocuğun çocuğumdur diyebilsem keşke Ahh bu yumuşak yatak Ahh bu sıcak Şubat Ahh bu vurdum duymaz ben Ahh bu umarsız yaşamak Ahh yağmur yağmıyor diye şikayet eden dilim Ahh bu kış ne kadar sıcak geçiyor diye hayıflanan nefsim Ne kadar manidar kuruyan gözlerime benzeyen bulutlar Sokakta mendil satan nice dünyalı çocuk var İyi geceler nefsim, iyi geceler sana da... Bu yaşıma rağmen geceleri üstümü örten anne şefkatim Yakıcı, yaralayıcı, sarsıcı Bugün

"Allahumme ecirna min şerri siyaset"*

*Baştan söyleyeyim başlıktaki söz; "Allah'ım beni siyasetin şerrinden koru" anlamına geliyor ve koca bir külliyata imza atmış Said Nursi'ye atfediliyor. Ortam o kadar kirlendi ki, artık görüş açıklamaktan çekinir oldum. Geçmişim ortada. Sempati duyduklarım da eleştirdiklerim de... Orta bir yol tutturmaya çalışırken desteklediklerim de karşı çıktıklarım da burada yazılı olarak duruyor. FEM’e gittiğim, ilk üniversite yılımda "hizmetin" yurdunda kaldığım da geçmişimin bir parçası. Bir dönem destekçileri olduğum da... Hatta eleştirilerimin tamamını kapalı kapılar ardında yapıp, partizancasına savunduğum dönemleri de hatırlıyordur arkadaşlarım. Bu nedenle "hizmet" denilen olgunun ne olduğunu az çok bildiğimi düşünürüm. Hatta bir dönem içlerindeki hemen herkesin halisane bir şekilde çalıştığına da bizzat şahidim. Ancak o dönem o kadar kısa sürdü ki... Eminim şu an bile deli gibi memleket ve din adına çalışan, ne yapıyorsa bu uğurda yaptığını düşünen bi

"Manidar" Gün

Dostum, Herşey yaklaşık 9 sene önce bir gün başladı. Eski iş yerimde çay bardağım elimde masama geçerken bir soru geldi; "Ooo bu saatte mi işe geliniyor?" Sabaha kadar müşteride çalışmış bana sorulacak soru değildi! "Yok, bu saatte çıkılıyor!" diyerek çıkmıştım. Bu diyalogtan çok kısa bir süre sonra, 17 Ocak'ta, Nebula doğdu (Benim için.) Zamanlama çok manidardı . 9 senedir de hâlâ manidar . 5 sene önce çok bunaldığım bir dönemde, yüksek lisansı dondurarak, askere gitmeye karar verdim. O da tesadüf bu ya manidar  bir şekilde 5 sene önce bugün bitti. Manidar  çok şey oldu o dönemde. Sonra benimle hiç alakası yok ama güler yüzlü bir adam öldü geçen sene... Mehmet Ali Birand. Bugün bunca manidar  olay arasında çok etkilenmeden etrafı izliyorum. Doğru bildiklerimi ne dün ne de bugün haykırmaktan geri durmadım. Bundan sonra da durmam. Bugün de onlarca yanlış şey oldu! Ama bugün sukut vakti! Bir tek şey dışında: " Seviyor ve inşallah da seviliyorum. " B

İdam Emri

Kelimeleri bir bir dizdiler duvara Böldük, parçaladık ve yönettik; tümden gelim Emir: manga ateş Harfleri ipe astılar, iple astılar her birini Uyumlu, uyumsuz demedik, dizdik yan yana; tüme varım Emir: cellat vur tekmeyi Toplama ve çarpma, etkileri itibari ile tamamdı da Çıkarma ve bölme ile sıkıntımız vardı; aritmetik Emir: parantez içindekilere öncelik Ali ile Ayşe sürekli ip atlayıp, top oynuyorlardı Onların isimleri kara tahtlarda yazılıydı; nöbetçiler Emir: ön bahçede top oynamak yasak Hepimiz "Türk", hepimiz çalışkandık da Ten renklerimiz, dillerimiz uymuyordu birbirine; coğrafya Emir: kelimeler doğadaki seslerden gelir; "kart kurt" Tümden gelmiş ama tüme varamamış isimlerdik Silinmiştik yoklama defterlerinden; disiplin Emir: tez atıla Bir çocuğa bütünün parçaları olmayı öğretememiştik Dünya bizim yapamadığımızı yaptı; bireyselcilik aşısı Emir: tüm sokaklar sizin, şimdi dağılın Kin, nefret ve düşmanlığın zıt anlamlılarıydı hedefimiz