Ana içeriğe atla

Okumak!

Dostum,

Metallica'nın en sevdiğim şarkılarından biri olan "Mama Said" şöyle başlar:

Mama, she has taught me well 
Told me when I was young 
"Son, your life's an open book 
Don't close it 'fore it's done"

Kabaca şöyle diyor:

Annem, bana çok iyi öğretmişti
Ben gençken söylemişti
"Oğul, hayatın açık bir kitaptır
Bitmeden onu kapatma"

Dostum, dün iletişim sosyolojisi çalışırken bir paragrafa denk geldim. Paragraf iletişim sosyolojisinin kültürel çalışmalar yaklaşımı ile ilgiliydi ve tanım ve değerlendirmelerini "metin" ve "okuyucular" üzerinden şöyle yapıyordu;

"Kültürel çalışmalar yaklaşımı, metin ve okuma kavramlarına geleneksel anlamlarından farklı anlamlar yüklemektedirler. Metin aslında yazılı bir anlamlandırma biçimi olarak tanımlanabilir. Eleştirel iletişim araştırmaları, metin kavramını her türlü iletişim mesajını dile getirecek şekilde kullanmışlardır. Herhangi bir televizyon görüntüsü, bir fotoğraf, herhangi bir televizyon programı, bir heykel birer metindirler ya da bütün görüngüler, bütün olaylar birer metindirler. Yani metin her şeydir. Bu anlamda okuma kavramı bütün olayları ya da görüngüleri anlamlandırma ve yorumlama eylemidir. Okurla metin arasındaki ilişki sadece okurun kurmaca bir dünyaya girişi değil ama bir karşı karşıya gelmeyi yani anlam için bir mücadeleyi bir diğer ifadeyle bir iktidar ilişkisini temsil eder."

Dostum, bir de ilk emir var değil mi? Ne diyor hatırlıyor musun? "Oku!.."

Öncelikle oku, hayatı, evreni her şeyi oku... Tabii biraz "nasıl" ve "neyi"  sorularına da dikkat ederek... Ama mutlaka oku...

Bütün bunlardan sonra bana hala neden okuduğumu ve hatta ömrümün sonuna kadar neden okuyacağımı sorar mıydın?

Yorumlar

  1. Sosyoloji bölümü mezunu olmamdan dolayı bloglar da sosyoloji ile ilgili yazılan her şey dikkatimi çekiyor. Kesinlikle her şey bir metindir reklamlar, filmler... mesela insanlar farkında olamadan filmlerin ideolojisini benimser. Filmlerde kullanılan simgeler, göstergeler hepsi birer metindir.

    O yüzden hayat bir metindir aslında. Okumasını bilene.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy

Ne çok şey oluyor oysa...

Günlük tutmaya eli gitmiyor insanın. Ne çok kişi göçtü geçtiğimiz yıl diye yazıyordum birkaç yazı önce. Ama o zaman daha kayıpların bitmediğini bilmiyordum. Beklemiyordum. İnsan beklemediği yerden yara alıyor. Bir, iki, üç... Bitmiyor. Eksiliyorum. Giden gidiyor da geri kalan her seferinde biraz daha eksiliyor. Yazamadım. Çocukluğumdan büyük bir parça gitti. Gençliğimin en sert, en güzel, en mert anıları gitti. Yazamadım. Öğretilerim, öğretmenlerim, dostlarım, akrabalarım gitti. Biriktirdiklerimi de alıp gittiler. Yazamadım. Bunu not düş tarihe, tarihinde not düş diye düşündüm çok zaman. Elim gitmedi bir türlü. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Kişiye nasihat olarak ölüm yeter" buyurmuş. Geriye bakıp düşündüğümde ölümle gerçekten tanıştığım ilk zaman 17 yaşında olduğumu hatırlıyorum. Ölümün ne olduğunun musallada yatan abim ile tek başıma kaldığımda fark etmiştim. O günü hiç unutmadım. O gün gibi hiç üzülmedim. Ama bu sene bir başka... Artık kayıplardan, cenazelerden, bizzat içi