Ana içeriğe atla

Yayınlar

Mayıs, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Geçmişe dönüş

Evet, geçmişe dönüş ama tahmin ettiğinizden de eskiye... Belki iki ayağımızın üstüne yeni kalktığımız dönemlerden bahsediyorum. Hayır, bebeklik dönemimizden de bahsetmiyorum. Bir kaç milyon yıl öncesini döşünün…

Malum yaz geldi ve yine havalar ısındı. Homosapiens ("akıllı adamlar" veya "bilen adamlar") yine kendini attı her bulduğu yeşil alana. Kah otoban kenarındaki çim alan, kah ormanlarının derinlikleri (İşi çiftçilik olduğu için kırsal alanlarda dolaşanları ayrı tutuyorum.) Tabii bu sezonun açılması ile birlikte son birkaç yılımızın yaz kâbusu da geri döndü; keneler.

Birçok yerde kene ile ilgili uyarılar var. Korunmak için neler yapılması gerektiği, beyaz ve vücudu kapatan kıyafetler tercih edin gibi öneriler ortalıkta dolaşıyor. Ancak benim en hoşuma giden öneri insanların kendi vücutlarını araştırma önerisi. Uzmanlar; insanların kendi vücutlarını araştırmalarını öneriyor. Ayrıca vücutlarının göremedikleri yerlerini ve yaşlılar ile çocuklar gibi kendi vücutları…

Çocukluğum

Gökkuşağından kaydıraklarımız vardı çocukluğumuzda
Alabildiğine yakın dostluklarımız sokaklarda Birinin eli kanadığında edindiğimiz kan kardeşlerimiz Kavga ettiğimizde bizi barıştıracak annelerimiz vardı Anlaşmazlıkları çözümleyecek maçlarımız vardı birde Sabahtan akşama peşinde koştuğumuz plastik toplarımızla Kırabileceğimiz oyuncaklarımız, paylaşabilecek misketlerimiz Toprağa öylesine uzanabilecek kıyafetlerimiz vardı Okuldan kaçtığımızda gideceğimiz sahalarımız Sahalarımızda kırabileceğimiz potalarımız vardı Kırdığımızda bize kızan, ama yinede onaran yöneticilerimiz Sıcakcık ilişkilerimiz vardı mahallelerde Birinin burnu kanasa birlik olacak komşuluklarımız Kimsenin aç yatmadığı akşamlarımızda Suyu bol çorbalarımız vardı sofralarımızda Bolca vaktimiz vardı dostlarımızla konuşacak Dostlarımızın bize yardım edecek güçleri Paranın değerini ölçemedik hiç borç isteyerek Borç isteyecek duruma düşürecek dostlarmız olmadı Sahi bir de mahalle bakkalımız vardı köşe başında Aldıklarımızı defterine yazarken kimli…

İnsan insanın kurdudur*

İlk cinayetten beri bu böyle... Kabil Habil'i öldürdüğünden beri yani... Ama o günden bugüne çok şey değişti. Bir grup insan diğer bir grup insanın köyünü, evini, mahremini basıp katliyamı bile aşan işler yapabiliyor artık. Bunda kadın, erkek veya çocuk ayrımı yapmadığı gibi daha gün yüzü görmemiş annesinin rahmindeki bebekler bile öldürülebiliyor. Üstüne üstlük bir de bunları yapanların içinde de çocuklar var (Ne kadar çocuk denebilirse artık.) Din, ulus savaşları gördük, okuduk. Terör, töre cinayetlerine de alıştık, alıştırıldık artık. Namus cinayetleri ise zaten sıradan. Peki bunu hangi kefeye koyacağız. Allah'ım nasıl bir ülke, nasıl bir topluluk olduk! Şaşkınlık, şaşmışlık, şaşırmışlık... Sapkınlık, sapıklık ne ararsan etrafımızı sarmış durumda. Tahammülsüzlük en üst seviyede herkeste... Bunların ışığında bir kez daha geçmişin güzel sözleri geleceğimizi yansıtıyor sanki: İnsan insanın kurdudur.*

*Thomas Hobbes