9 Eylül 2018 Pazar

Hayatım benim mi?

Burada tek tek bağlantılarını paylaşmaya gerek duymadığım birçok yazı paylaştım hayata ve hatta kendi hayatıma dair! Kimi kısa öyküler kimi anekdotlar şeklinde ama hepsi sahici...

Günlük tutmak ve bunu bir prensip meselesi olarak görüp paylaşılmış hiçbir yazıyı silmeden, değiştirmeden ilerlemek insana bazı güzellikler getiriyor. Geriye dönüp eski yazılarınızı okuduğunuzda bir şeylerin değişip değişmediğini daha net görebiliyorsunuz. Geçmiş hatalarınızı ve eksikliklerinizi de...

Şimdi bugünden baktığımda başlıktaki sorunun cevabı çok net ve büyük bir HAYIR. Ama bugün dahi devam ettiğim alışkanlıklarım ve yapageldiklerimle neredeyse hiçbir pişmanlığım yok. Ancak...

Hayat denge üzerine kuruludur. Sizin feda ettiğiniz bazı şeyleri sizin için feda edilenler karşılar. Karşılıklılık gibi bir şey değildir bu. Sizin ezip geçtikleriniz ve aşırı tükettikleriniz ise bir başkasının hayatındaki eksikliklere dönüşür.

Daha uzun uzun yazabilirim. Ancak bu kadarı dönüp okuduğumda bugün ve öncesini hatırlamak için bana yeter. Hayat denen bu meşakkatli uğraşta denge denilen unsurun eksikliğinden kaynaklı kendime ait bir hayat yaşamadığımı düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

6 Haziran 2017 Salı

Katar

Körfez ülkeleri tiren "katar"ı gibi sıraya dizildiler. Önlerinde biz müslümanların tek kutsal mekanı olan Kabe'yi hiltonların, jonilerin elinde rezil rüsva eden bedeviler yürüyor. Hemen arkasında da demokratik bir şekilde, tek kurşun atmadan, iktidara gelmiş selefini darbe ile devirmiş ve hemen akabinde binlerce insanın sonu olmuş çatışamaları körüklemiş asker üniformalı bir sözde devlet başkanı var. En yakın dostları da israil denen melanetin başındakiler.

Yedi ülke birden Katar'ı teröre destek olmakla suçlayıp tüm siyasi ve diplomatik ilişkilerini dondurdu. Hava sahalarını ticari uçuşlara kapattı. Ticari ilişkilerini de askıya aldılar. Şaşırdım mı? Şaşırmalı mısınız? Hayır. Çünkü asker üniformalı pisliğin yönetime el koyduktan sonra ilk yaptığı şey Gazze'nin tek nefes kapısı olan Refah kapısını yani Mısır ile Filistin arasındaki yegane geçiş kapısını kapatmak olmuştu. Sonrasında da "kaçakçılık" yapılan tünellere su basarak devam etmişti!

Bir kaç hafta önce büyük şeytanın yeni başkanı ile terörle mücadele üssü açmışlar ve kameralara gülerek poz vermişlerdi. Şimdi doğruluğunu bilmemekle birlikte ilk sıraya Katar'ı koydular.

Şimdi Wikipedi yasak olmayacaktı ki buraya Katar ile ilgili maddenin bağlantısını ekleyecek ve bakın bakalım Katar denen ülke neresiymiş derdim. Ama kader işte deve kuşlarının başlarını kuma gömmediklerini öğrenemeyen canım ülkem yine bir işgüzarlık ile bizleri koruyor!

Amerikan üssü sayısı, mülteci yardımları, dış dünyadaki yatırımları itibariyle Katar neredeyse tüm körfez ülkelerinin ötesinde batıcı bir iktidara sahip. Petrol ürünleri rezervleri itibariyle de hepsiyle yarışacak bir durumda... Peki sorun nerede?

Yurt dışındaki bağımsız ilk askeri üssümüz bu ülkede...
Son zamanlardaki ülke içi yatırımlardaki en büyük pay bu ülkede...
Ortadoğudaki ihtilaflarda yegane müttefikimiz!..

Peki sorun nerede?

Sorun aynı muameleyi yarın senin de görüp görmeyeceğin meselesinde...
Sorun Almanya'nın tüm ısrarlara ve haklı taleplere rağmen ülkemizde konuşlanmış birliklerinin sadece istedikleri bilgileri bizimle paylaşmasında...
Sorun bizim NATO üyeliğimizin tartışmaya açılmaya çalışılmasında...

Gelişmiş ekonomilerin amacı neydi? Tüm dünyaya demokrasi götürmek? Bu gelişmiş ülkelerin çoğrafyamızdaki en yakın müttefiklerine bir bakın hangisi demokrasi ile yönetiliyor?

Bir de son zamanlarda demokrasi götürülen ülkeleri bir hatırlayalım; Afganistan, Irak, Libya, Mısır, Suriye...

Son kertede ne diyorduk? Kahrolsun dünyanın tüm amerikaları... İster ortadoğuda olsun ister okyanus ötesinde...

16 Nisan 2017 Pazar

Başkanlık Referandumu

Uzatmadan, lafı dolaştırmadan söyleyeyim. Etrafımdaki hemen herkes ülkenin tek adam rejiminde daha iyi ve güzel bir ülke olacağını düşündüğümü bilir. Bu savımı da Osmanlı'nın deli padişah bile görmüşken tek bir vatan haini bile görmemiş olması savına dayandırırım.

Bugün ülkede itiraz ettiğim onlarca hatta yüzlerce olay varken neden böyle bir yapıyı destekleyeyim sorusunu kendime hiç sormadım. Yeni maddeleri okuduğumda beğenmediğim bazı maddeler olmasına rağmen en önemli olarak addettiğim madde kararımı vermem de çok etkili oldu.

Gelecek başkanın devlet yönetiminde tamamen kendi kadrosuyla gelip kendi kadrosuyla gideceği gerçeği yeterli oldu. Ayrıca bu ülkede bir daha dayatılarak gelmiş ve ülkeyi 7 sene boyunca kilitleyecek bir Ahmet Necdet Sezer görmek istemiyorum.

Başkanın ve yardımcılarının yasama dokunulmazlığı dışında her eylemlerinden sorumlu tutulabilecek olmalarının üzerinde de ayrıca durmak gerekirdi.Kampanyalar o kadar gürültü çıkardı ki birçok kişi tepkisel oy kullanmak zorunda kaldı. Kimi sempatizanlıktan kimi düşmanlık duygularından beslendi.

Son kertede maddeleri siyasilerin kampanyaları olmadan değerlendirilebilmesini çok isterdim.

Not: Bahçeli'nin kararını neyin etkilediğini kendisinden özel bir görüşmede dinlemek  de isterdim. Topluma açıklanamayacak ne bildiğini gerçekten merak ediyorum.

Bakalım Mevlam neyler, neylerse güzel eyler...