Ana içeriğe atla

Yükte ağır pahada hafif bir hayır!

Bugün yükte ağır pahada hafif bir hayır yaptım. En azından ben öyle sanıyorum.

"Kapalı ayakkabı" (bot) ile gittiğim mekandan bir kaç alternatif ürettiğim bir eylemden sonra açık ayakkabı(terlik) ile döndüm! Üstelik dün yağan kar da sokakları hala terk etmemişti.

Şimdi ilgili hayır eylemi için şu çıkarımlarda bulundum kendimce:

  1. Eylemcinin, benim "kapalı ayakkabı"larımı alan kişinin, ihtiyacı vardı ve ayakları bu kış gününde bir nebze olsun ısındı.
  2. Eylemci kendi ayakkabılarını bırakıp başkasının "kapalı ayakkabı"larını giyecek ve fark etmeyecek derecede dalgındı. Bu da derdinin büyük olduğunu gösterir ki, umarım ayaklarının bir nebze olsun ısınması ile rahatlamış, en azından ayaklarının üşümesi derdinden kurtulmuştur.
  3. Eylemcinin paraya aşırı derecede ihtiyacı vardı ve benim "kapalı ayakkabı"larım ile bu ihtiyacı giderebileceğini düşündü. Umarım biraz olsun feraha kavuşmuştur. Hoş bana sorsa ikimizde daha kolay ferahlardık ya...
Neyse velhasıl eylemci ama öyle ama böyle bir şekilde biraz daha rahat bir şekilde hem de üstüne üç-beş Hakk kelamı işitmiş olarak bugünü tamamladı. Bana da takunyalılık kaldı. Olsun böyle de güzel...

Yorumlar

  1. eylemcı dedığın hırsız galıba öylemı? keşke ısteseydı helalından verırdın sen belkıde yenısını alırdın yazık etmış kendısıne

    YanıtlaSil
  2. İşittikleri kulağına girmiş ya, umulur ki kalbine de iner düşündükçe..

    YanıtlaSil
  3. Madem bu kadar iyimsersin (ki üyümserlikte yürekte olan güzelliklerin bakınca görünür halidir) takunyalarla bu soğukta yürüyor olman sokakta kalanları/gerçekten yoksulları anlaman için anı olmuş sana...

    Vardır bunda da bir hikmet...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…