Ana içeriğe atla

"Manidar" Gün

Dostum,

Herşey yaklaşık 9 sene önce bir gün başladı. Eski iş yerimde çay bardağım elimde masama geçerken bir soru geldi; "Ooo bu saatte mi işe geliniyor?" Sabaha kadar müşteride çalışmış bana sorulacak soru değildi! "Yok, bu saatte çıkılıyor!" diyerek çıkmıştım. Bu diyalogtan çok kısa bir süre sonra, 17 Ocak'ta, Nebula doğdu (Benim için.) Zamanlama çok manidardı. 9 senedir de hâlâ manidar.

5 sene önce çok bunaldığım bir dönemde, yüksek lisansı dondurarak, askere gitmeye karar verdim. O da tesadüf bu ya manidar bir şekilde 5 sene önce bugün bitti. Manidar çok şey oldu o dönemde.

Sonra benimle hiç alakası yok ama güler yüzlü bir adam öldü geçen sene... Mehmet Ali Birand.

Bugün bunca manidar olay arasında çok etkilenmeden etrafı izliyorum. Doğru bildiklerimi ne dün ne de bugün haykırmaktan geri durmadım. Bundan sonra da durmam. Bugün de onlarca yanlış şey oldu! Ama bugün sukut vakti! Bir tek şey dışında: "Seviyor ve inşallah da seviliyorum." Bu 17 Ocak'ı unutmamak adına bunu bil yeter.

Yorumlar

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…