Ana içeriğe atla

Bekleme Salonu

Tiyatro sezonunu pek takip edemedim bu sene. Gerçi bunda gitmek isteyip bilet bulamadığım oyunlarında bunda etkisi var. Bugün, sezon kapanmadan birkaç oyun daha izleyeyim diye biletimi alıp Reşat Nuri sahnesine gittim. Burada seyrettiğim oyunlarda hep bir enteresanlık oluyor.

Bekleme Salonu’nu seyrettim bugün. Oyun bir iş görüşmesi öncesinde bekleme salonunda olan iki erkek ve bir kadın arasındaki olayları anlatıyor. Başlangıcından sonunu tahmin etmek mümkün. Ancak yine de oyun izlenmeye değer. Bir de arkamda oturan üç bayan arkadaş tüm oyun boyunca yaptıkları yorumlarla sıkılmamı ve oyundan kopmamı engellemeseydiler! Oyun bitiminde dönüp kendilerini de alkışlayıp, tebrik ettim. Nedense çok şaşırdılar ve “Rahatsız mı oldunuz? Keşke söyleseydiniz.” diye kibarlıklarını da gösterdiler! Bir kez daha teşekkür ediyorum.

Oyun güzeldi. Tavsiye edilir...

Yorumlar

  1. Fatih Reşat Nuri Sahnesi :) henüz sezonu açamamış olsamda her sezon en az 1 kez gittiğim sahnedir burası..

    umarım benimde yakında yolum düşer..

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…