Ana içeriğe atla

Ramazan ve Hurafeler

Bir oruç ayı daha başladı, ibadet ve huşu içinde bir ay! Dürüst olduğu kadar yardımsever de olan televizyon ve gazetelerimiz hemen yayına başladılar. Dün akşam haberlerinin tamamında “oruç baba” toprağından canlı yayın vardı. Canlı yayınlamayan var mıydı? Bilmiyorum. Dürüst olmak gerekirse en büyük dört kanaldan sonra vazgeçtim. Bugün aynı gruplara ait gazetelerin tamamında da aynı yönde haberler vardı. Artık ne diyeceğimi bilemiyorum. Sadece bizim dinimiz bu değil. Bu yanlış yönlendirmelere kanmamayı ne zaman öğreneceğiz çok merak ediyorum. Aynı kurumlar bahar aylarında kiliselere gidip mum yaktırıyor bu millete, özellikle adalar da. İplikler açıp dilekler diliyor benim masum ve cahil halkım. Aynı kanal ve gazeteler yılbaşlarında noel heyecanı pompalıyor bu millete… Mezarlara çul çaput bağlıyor, dilekler diliyoruz.

Unutmadan bir de kutsal emanetlerimiz var. Malum hepsi cennetten geldi! Tamam, bir dine mensupsanız veya yakınsanız o dinin peygamberine olan inanç ve sevginiz çok yüksek olabilir. Ama bunun bile sınırları vardır. İslam’da bu sınırlar bizzat, şu an kendisine ait giysiler, saç ve sakal kılları hatta ayak izleri bile buna alet edilen, Hz. Muhammed (S.A.V.) tarafından bildirilmiş ve belirlenmiştir.(O müslümanların örneğidir.) Ancak meşhur bir söz var biliyorsunuz: “Kraldan çok kralcı olmak.” Maalesef bizim toplumumuz da şu an bu duruma tam olarak uyuyor. Hırka ziyaretleri için birbirini ezen insanlar, kime ait olduğunu bilmediği bir kılı öpüp başına koyanlar… Bu liste böylece uzayıp gidebilir. Ama gereği yok. Birinci kaynaktan bakıldığında bunun nasıl gözüktüğünü aşağıdaki alıntılardan anlayabilirsiniz.

1. Kur’an (Bakara - 170. Ayet*) :

..diyen bir Kutsal Kitap (Kur'an) ve...

2. Veda Hutbesi**

diyen bir Peygamber (S.A.V.) varken bunlara kanmak ne kadar mantıklı? Bu bilgilerden hareketle bu inançlar biraz -o kelimeyi veya tabiri burada kullanmayacağım ve eskiye dönüş demekle yetineceğim- eskiye dönüş gibi gözüküyor. Yukarıdaki tartışılmaz kaynaklara dayanarak söylüyorum ki bunlar kesinlikle yasaklanmış.

Neyse çok da fazla eleştirmek istemiyorum. Belki de benim yanlış yorumlamamdandır. Aslında benim eleştirmek istediğim toplumu doğru yönlendirmesini beklediğimiz önderlerin bunu bilerek ve isteyerek yapmıyor olmalarıydı (Bunun yanlışlıkla yapılacak tarafı yok.)

Tek bir tavssiyem var: "Sadece okuyalım, araştıralım ve bize basit olarak gönderilmiş olanı zorlaştıranlardan uzak duralım…"

Hurafelerden uzak, gerçekten huşu içinde yaşanacak iyi bir Ramazan ayı diliyorum. Hepimize, hepimiz adına…


Notlar:
* Bakara-170. ayetin bağlantısını özellikle verdim. Beni eleştirecek olanlardan önce biraz araştırma yapmalarını rica etmekten başka bir şey istemeyeceğim.
** Veda hutbesini kaynak olarak vermemin sebebi yüz binden fazla insanın önünde yapılmış ve tartışma götürmez bir şekilde doğruluğu kabul edilmiş bir metin olmasıdır.

Yorumlar

  1. Elinize sağlık, dün bende ne zamandır seyretmediğim haberlere bakmak isterken dediğiniz bu dört büyük kanalın özellikle birinde takıldım kaldım, cüzdanını duvralara sürenler, kızı gidememişde oraya resmini getirmiş koymuş öne,anlarmış da,inanışa göre dilenen ddilekler bir senede oluyormuş da!!!

    benim saf ve cahil halkım!!! ve halkımı iyice cahilleştiren sevgili basın halkım!

    İyi Ramazanlar dilerim size ve siz gibilere..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Belki üstümüzden bir kuş geçer

Uzunca zamandır okuyorum. Hem de oldukça fazla. Okuduklarından bende yer edenlerin sayısı çok fazla değil. Bir yazarın belki onlarca eserini okuyor ama içlerinden bir tanesine tav oluyorum. Yüzlerce sayfalık bir şiir kitabından bazen sadece bir tane şiir çıkıyor; acaba benim anladığımı mı yazmış şair dediğim. Ya da bir kitabın bir tek cümlesi beni mest etse yetiyor bana. Uzunca zamandır müzik de dinliyorum. Çok farklı şeyler değil. Ama yinede arada yakaladığım bana özel şeyler de oluyor. Bir şarkının tek bir cümlesi ya da tüm albümdeki tek bir melodi beni alıp götürebiliyor çok uzaklara. Dün aklıma gelmemişti adı Yüksek Sadakat'in "Belki üstümüzden bir kuş geçer" şarkısının. Grup çok başarılı mı? Bence değil. Ama öyle birkaç şarkısı var ki; eh be adam nasıl yazdın bunları dedirtiyor. Gül renginde gün doğarken Boğazdan gemiler usulca geçerken Gel çıkalım bu şehirden Ağaçlar,gökyüzü ve toprak uyurken Dolaşalım kumsallarda Çılgın kalabalık artık uzaklarda Yorulu

"Allahumme ecirna min şerri siyaset"*

*Baştan söyleyeyim başlıktaki söz; "Allah'ım beni siyasetin şerrinden koru" anlamına geliyor ve koca bir külliyata imza atmış Said Nursi'ye atfediliyor. Ortam o kadar kirlendi ki, artık görüş açıklamaktan çekinir oldum. Geçmişim ortada. Sempati duyduklarım da eleştirdiklerim de... Orta bir yol tutturmaya çalışırken desteklediklerim de karşı çıktıklarım da burada yazılı olarak duruyor. FEM’e gittiğim, ilk üniversite yılımda "hizmetin" yurdunda kaldığım da geçmişimin bir parçası. Bir dönem destekçileri olduğum da... Hatta eleştirilerimin tamamını kapalı kapılar ardında yapıp, partizancasına savunduğum dönemleri de hatırlıyordur arkadaşlarım. Bu nedenle "hizmet" denilen olgunun ne olduğunu az çok bildiğimi düşünürüm. Hatta bir dönem içlerindeki hemen herkesin halisane bir şekilde çalıştığına da bizzat şahidim. Ancak o dönem o kadar kısa sürdü ki... Eminim şu an bile deli gibi memleket ve din adına çalışan, ne yapıyorsa bu uğurda yaptığını düşünen bi