Ana içeriğe atla

Mağdur Edebiyatı

Dostum,

Biliyorum siyaset yazmayacağım dedim. Ama dayanamıyorum...

Ülke menfaati yani senin - benim menfaatim, geleceğimiz söz konusu olduğunda susamıyorum.

Defalarca yazdım, söyledim. Bugün iktidar olanların en önemli argümanı mağduriyet. Hangi seçime girerlerse girsinler mağdur olarak girmeyi başardılar. Hatta belki de kendilerini gerçeğin çok ötesinde mağdur göstermeyi başardılar. Algı yönetimini iyi biliyorlar! Ama kimin sayesinde?

Paranoyak hareket ediyorum artık! Ama şu son yolsuzluk olayları da iktidarın algı yönetimi için kullandığı bir fırsata dönüşüyor. Neden mi? İktidar ne kadar hata yapıyorsa muhalefet de üste çıkmak için elinden geleni yapıyor da ondan. Bir yolsuzluk davasında hepimize verilen zarar, iktidarın da yönlendirmesiyle, tüm ülkeyi kaos ortamına sürükleyecek şekle dönüşüyor ve tüm kurumlar sarsılıyor. Bu tirenin arkasına muhalefet de takılıyor. Ekonomi yerle bir... Siyaset zaten çirkin... Ülkede "tü kaka" edilmemiş ne kurum ne de isim kalmadı!

Kısa ve öz söyleyeyim, bırakın şikayetçi olduğunuz bu iktidar bir seçime de mağdur girmesin! Emin olun bu halk mağrur olanı sevmez... Bugün iktidarın karşısına konumlanan herkesin ortak sorunu aşırı kibirli ve mağrur olmalarıdır. Aslında bunu fark edemiyor olmak çokta ilginç değil! Çünkü kibir önce üzerinde taşıyan insanı kör eder. İktidarın kibrinden bahsedecek olanlara da algı yönetimi diyor ve susuyorum...

Not: Bu bir iktidar destekçisi yazısıdır.

Diğer not: Her hırsızın önce sol, hırsızlıkta ısrar etmesi durumunda da sağ eli kesilmelidir!

Nokta.

Yorumlar

  1. Ben apolitik bir insanım hiç bir siyasi partiyi desteklemiyorum, çünkü destekleyecek bir siyasi parti göremiyorum ortada. Bu kaç kez dedim bilmiyorum ama insanlar takım tutar gibi siyasi parti destekliyor. İktidarda mağdur edebiyatı yapıyor, muhalefette. İktidarın sıkışınca namaza koşması, bütün basını çağırması, dine sığınmasından gına geldi artık. Bunu görmüyorsa insanlar tuhaf! Onu geçtim muhalefet elinden şeker alınmış çocuk gibi, boynu bükük televizyonlara çıkıyor, neredeyse küçük Emrah gibi ağlayacaklar. Ülke de ne olmuş umurlarında değil, sanki seçilmesek de olur modundalar. İktidar sahiplerinin eşlerinin büyük şirketlere ortak olması, hisse sahibi olması göze batan şeyler zaten, bana ilginç geliyor helal olsun kazanarak, çalışarak aldılarsa bunları :) Bilmiyorum, bir şey demeyeceğim konuda kul hakkı almamak için demek çalışıp almışlar. Bu iktidar gitmesin, başka siyasi liderde gelmesin düşüncesindeyim. Yaptıkların sorumluluklarını alıp gitsinler,..

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy