Ana içeriğe atla

Çalışma Hayatı (6 Aralık 2013 Cuma Hutbesi)

Değerli müminler!

Toplum içinde yaşamanın insana yüklediği bazı hak ve sorumluklar vardır. Haklara saygı göstermek her insanın asli görevidir. Haklar içinde önemli bir yeri olan emeğe saygı da İslam’ın üzerinde önemle durduğu hususlardandır. Yüce Allah, emeği bir hak olarak kabul etmiş, emeğin hem maddi hem de manevi karşılığının olduğunu birçok ayette beyan etmiştir. Yüce Rabbimiz Kuran-ı Kerim’de: “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir[1] buyuruyor. Bu ayetlerle, Mevla’mız gerek dünyada, gerekse ahirette bedeni ve fikri hiçbir emeğin karşılıksız kalmayacağını vurgulamaktadır. Bir kutsi hadiste ise, Allah Teâlâ kıyamet gününde kendisine verdiği sözü tutmayanın, çalıştırdığı işçiye emeğinin karşılığını vermeyenin hasmı[2] olacağını ifade etmektedir.

Sevgili kardeşlerim!

Ahlaki değerlerle bezenmiş müteşebbis çalıştırdığı işçinin ücretinin insani ihtiyaçlarını karşılayacak bir düzeyde olmasına özen göstermeli, fırsatçılıktan kaçınmalı, hak kaybını engellemeli, çalışanların ücretlerini tam ve zamanında ödemeli, çalışana gücünün üstünde iş vermemeli, onu bir rakip veya üretim aracı değil, emeği ile işine katkı sağlayan bir arkadaşı olduğunu unutmamalıdır. İş ortamında kullanılan araç ve makineler için gerekli olan güvenlik tedbirlerini almalı, her insanın maddi ve manevi ihtiyaçları için de gerekli olan mekân ve zamanı ayarlamalıdır.

Aziz Kardeşlerim!

Sevgili peygamberimiz (s.a.v): “Çalışan kişi de işverenin malının koruyucusudur[3] buyurmaktadır. Bu tavsiye ışığında işçiler de aldıkları ücretin helal olması için verilen işleri zamanında ve istenilen standartta yapmaya özen göstermeli, yaptığı işi sağlam ve güzel yapmalı, çalıştığı müessesede üretim araçlarını korumalı ve onlara kendi malları gibi davranmalıdır.

Değerli kardeşlerim!

İslam, çalışma hayatında sınıflar arası hâkimiyet mücadelesini değil, karşılıklı hak ve adalete dayalı ilişkilerin sürmesini, diğerkâmlığın hâkim olmasını tavsiye etmektedir. Böylece dinimiz, çalıştırdıklarına zulmeden, onlara tepeden bakan, küçümseyen işverenler ile işverenin malında gözü olan, çalıştığı kurumda, kendi menfaatlerini ön plana çıkaran işçiyi, kınamaktadır.

Yüce Dinimiz İslam, iş hayatında çalışma barışının olmasını, karşılıklı haklara azami riayet edilmesini, kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmamasını öğütler. Fani dünyada her şeyin mutlak sahibinin Allah olduğunu, insanların işveren ve işçi olarak emanetçi olduklarını hatırlatır. Yüce Allah işçi işveren olarak birbirimizle kenetlenmeyi, daha güzel üretimler yapmayı ve helal kazançlar elde etmeyi nasib eylesin.

6 Aralık 2013 İstanbul Cuma Hutbesi

1 Necm, 53 /39, 40 
2 Buhari, “icare” 10 
3 Buhari, “istikraz” 20 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy