Ana içeriğe atla

İstikrar

Bağzıları için gün...

Sabah:

Parti de cemaat de iyi! Adalete güven esas!

Öğlene doğru:

Cemaat iyi, parti kötü! Adalet bağımsızdır dokunulamaz, sadece az biraz cemaatin kontrolündedir!

Öğlen:

Parti iyi, cemaat kötü! Adalet bağımsızdır dokunulamaz, sadece az biraz hükumet etkisi vardır!

İkindi:

Parti de cemaat de kötü! Adalet bağımsız olmalıdır ancak bir taraftan cemaat diğer taraftan parti kontrolündedir!

Akşam:

Ülkede muhalefet yok! Yeni slogan: Tam bağımsız, tarafsız yargı! İstikbal yeni dosya ve kasetlerdedir!

Yatsı:

Parti de cemaat de muhalefet de yargı da kötü! Ülkede tek güvenilir kurum var; sarsılmaz Türk Ordusu!

Ertesi sabah:

Yaşasın tam bağımsız, demokratik Türkiye! İmza: ABD Büyük elçisi!

Günün sonunda tüm Türk kurumları kötüdür! Yüce ve dokunulmaz dershaneler dahi!..

...ve elimizde kalan "nur" topu gibi yeni bir krizdir! İşte istikrar da buradadır! Her ne olursa olsun ülkenin içini de dışını da -benim gibi cahil birinin bile görebildiği oyunlarla- defaatle karıştırmak ancak bu istikrarı korumakla mümkün olabilir!

Hatırlayana 60, 70, 80, 90, v.d.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…