Ana içeriğe atla

Kayip Sembol ("The Lost Symbol")

Bazen gözümüzün önünde olanı göremeyiz. Basit işleri zorlaştırırız hep. Konu bilişsel aydınlanma olduğunda da önümüze yüce gurular, hocalar, hacılar çıkıp durur. Basit bir şekilde okuyup anlayacağınız konu, bu kendini “beğenmişlerin” elinde içinden çıkılamaz bir durum yaratır. Burnumuzun dibindeki basit gerçekten bihaber derin araştırmalara dalıp, çıkamayız. Bu evrenin en basit olması gereken yasasında da böyledir, yüce yaratıcıyı ararken de aynıdır. Bazen kendimiz bazen de başkaları tarafından ketler vurulur düşünce ve görüşlerimize.

Ben hep insanın doğası gereği kötü olamayacağını savunurum. Ama insan iyi bir öğrencidir. Hele ki söz konusu doğasını bozmak ve kötüye ulaşmaksa… Yine de ben “Su, yolunu bulur” kavramına inanıyorum.

*“Laus Deo (Praise God).

The Apocalypse is not the end of the world, but rather it is the end of the world as we know it.

Know ye not that ye are gods?”

**Psalm 82/6: I have said, Ye are gods; and all of you are children of the most High.

***Hicr Sûresi (15. Sûre) 28./29. Ayet:

Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

***Kâf Sûresi (50. Sûre) 16. Ayet:

Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.

Son zamanlarda o kadar çok kitap okudum ve birçoğu o kadar kötüydü ki buraya yazma ihtiyacı dahi duymadım. Kayıp Sembol ( “The Lost Symbol”), en son bitirdiğim ve gerçekten harcadığım vakide değdiğini düşündüğüm bir kitap.

Dan Brown kitaplarının öncekileri de oldukça iyiydi. Dijital Kale, Melekler ve Şeytanlar, İhanet Noktası ve Da Vinci Şifresi, hepsini bir solukta okumuş ve beğenmiştim. Kayıp Sembol’ü diğerlerinden farklı olarak orijinal dilinden yani İngilizce okumayı tercih ettim. (Şu sıralar sesli kitap ve e-kitap olayına fazlasıyla kaptırmış durumdayım kendimi. Bu da maalesef İngilizceye yöneltiyor insanı ister istemez.)

Kayıp Sembol’de yine Robert Langdon başrolde. Başlangıcından son bölümüne kadar oldukça iyi kurgulanmış. Tıpkı diğer kitaplarda da olduğu gibi mekân ve kişiler gerçeklere dayandırılmış, tasvirlerde de yine en ince detaylara kadar inilmiş. Bence, bu da okumayı inanılmaz zevkli ve akıcı kılan bir şey.

Kitabın konusu çok fazla özetlenebilecek gibi değil. Konu daha çok mason ritüelleri ve masonluk üzerine kurulu. Ama bilindik masonluk kavramından epeyce farklı. Anlatılanların açısından bakınca masonluk biraz masumane kalıyor. Ama yine de açıklayıcı ve sürükleyici bir kitap. Bir de eleştiri yapmak lazım tam da burada; Bu kitabın da diğer kitaplardaki tarzdan pek farkı yok. Eğer aynı tarzı görmek sizi sıkacaksa, tıpkı benim gibi detayların zenginliğine odaklanabilirsiniz. Bir de sonu çok başarılı bulmayabilirsiniz. Ama aslında tüm kitapta anlatılmaya çalışanla oldukça ilişkili…

Yukarıda Kuran***, İncil** ve Kayıp Sembol'den* bazı alıntılar var. Ama bu alıntılar kesinlikle kitabın bir özeti veya açıklaması değil. Ancak üzerinde uzun uzun kafa yorulabilecek ve farklı bir bakış açısı yakalanmasını sağlayabilecek ayrıntılardan. Sadece kitaptan bazı mesajları alıp doğrudan ve yorumlamadan veriyorum. Yukarıda da belirttiğim gibi kitabın satır araları benim için gerçekten çok iyiydi. Tam bir “Şeytan ayrıntıda gizlidir” klişesi yani…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…