Ana içeriğe atla

Sehir Tiyatrolarinda 2013 Perdesi

Ne çabuk değişiyor gündemimiz. Fark ettim ki şu "modern" sosyal medya tantanasını bu nedenle sevmiyorum. Hiçbir şeyin özümsenmesine, derinlemesine tartışılmasına ya da gündemde kalmasına izin vermeyen hayatlar diretiyor bize...

Daha üzerinden sadece bir seneye yakın bir zaman geçmiş olan bir siyasetçi - tiyatrocu, "sanatçı" problemimiz vardı. Kimse hatırlıyor mu? Daha tartışmalar çok yeniyken "Tiyatromdan el çekme" demiştim. Peki, ne oldu? Diğer şehirleri bilmem ama öyle görünüyor ki İstanbul'da şehir tiyatrolarında eli olan kalmamış; ne devlet ne belediyeler ne de sanatçılar. Geçen sezonu sadece iki yeni oyunla açmışlardı. Şimdi biraz daha çeşitlenmiş ama yeter mi?

Şu "modern" dünyada eskiye dair ne varsa kötüleyerek daha iyi olacağımız yanılgısına düşüyoruz. Yenilikçiliğin eskinin atılması, unutulması olduğunu sanıyoruz. Oysa en kalıcı yenilik ve değişiklikler kökleri en kuvvetli olanlardır. Bunu bir anlayabilsek ne çok şey değişecek hayatımızda.

Hayatımızdaki "küçük" ama iyi şeyleri -tiyatrolar gibi- yaşatabilsek ne güzel olacak. Ölünce tıpkı birçok şeyin arkasından yaptığımız gibi hayıflanırız şu "Yalan Dünyada"... Keşke elimizdeyken kıymetlerini bilsek...


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy