Ana içeriğe atla

Empati

Dostum,

Uzun zamandır yazamamıştım sana. Yine hayat monotonlaştı. Yine gereksiz bir ton dünya koşturmacası arasında zaman akıp gitti.

Bugün ve önceki gün öyle iki olay yaşadım ki sana da anlatmak istedim.

Önceki gün yeğenimi görmeğe gittim. Tam yeğenimi kucağıma alacaktım ki birden ağlamaya başladı. Sonra aldığımda susar deyip yine de aldım ve daha da iç çekerek ağlamaya başladı. Bir haftadır görmediğim için beni yabancılamış, bizimkiler öyle dedi. Ablamın kucağında ona bakıp gülüyor bana bakıp dudaklarını sarkıtıyordu. Bu içimde öyle yer etti anlatamam!

Bugün ise başka benzer bir olayı daha yaşadım. Empatinin beni götürdüğü yerde üşüdüm, karanlıkta kaldım. Sonra gelecek adına korktum. Gündüz düşlerim adına korktum. İkimiz adına korktum. O empati duygusundan kaçmak istedim.

Biliyorsun ben çok duygusal bir adam değilim. Ama gördüklerim ve yaşadıklarımın düşündürdükleri gerçekten üzücü ve korkutucuydu. Çocuklarını kaybetmiş ve yıllar sonra bulmuş anne babalar geldi aklıma...

Korktum!

Allah'ım sen kimseye böyle bir şey yaşatma.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…