Ana içeriğe atla

Kendi kendini tekrar

Dostum, hani ben buraya işle ilgili şeyler yazmayacağım dedim ve bu kararıma uymaya çalışıyorum ya. İşte tam da bu noktada dönüp dolaşıp öyle şeylere saplanıyorum ki çıkış noktası yine mesleğe dayanıyor. Ama bu işle ilgili konu sayılmaz değil mi?

Uzun süre uzak kaldığım konulara çalışıyorum son bir aydır. Örneğin programcılık konusu. Şimdi bilen bilir program yazarken kendi kendini çağıran kodlar (recursive functions/procedures) yazılabilir. Hatta bazı durumlarda sadece bu yöntem seni istediğin sonuca ulaştırır. (En basit örneğiyle faktöryel hesapları ve Fibonacci sayıları bu yöntemle oluşturulabilir.)

Hayatım da böyle bazı zamanlarda. Kim ne derse desin, hangi yollardan geçersem geçeyim sonuçta bazen tek çözüm içimden geliyor. Kendi yaşadıklarımın şekillendirmediği ve benlik süzgecimden geçmemiş hiçbir sonuç doğrulanmıyor ya da eğreti duruyor. İşte bu durumlarda geçmiş çok büyük önem kazanıyor. Kendi kendini çağıran bu yapıda eğer bir mantıksal hata ya da yapısal bir bozukluk varsa ya ulaştığım sonuç çarpık bir gerçeklik oluyor ya da daha da kötüsü geçmişte yapılmış küçücük hatalar bir çığ gibi insanın önüne ve hatta üstüne yığılıyor.

Dostum, aklım tam bunlardan sıyrılmışken, önüme başka bir kitapta yine programcılıkla ilgili olarak bir güvenlik önerisi çıkıyor. Öneri diyor ki; kullandığınız tüm değişkenlerin boylarını önceden belirleyin ve sonrasında kullanıcılardan bu değişkenler için veri toplarken sizin istediğiniz şeyi size sunduklarından emin olun. Eğer bu değişkenlerin boyları ve kullanıcı bilgilerini kontrol etmezseniz istenmeyen sonuçlarla karşılasabilirsiniz. (Hafıza taşması/buffer overflow) Ben bunu da pat diye hayatıma uyguluyorum. "Bunu şöyle yapsaydım, şu sınırı şöyle çizseydim ve onu söylemesine izin vermeseydim." tarzında düşünceler hava da uçuşuyor.

Ya dostum işte böyle, bir programcılık kitabındaki eski bir kelime beni kendi içimde sorgulamalara götürüveriyor. Veri tabanı bileşenleri ile gönderdiğim sorguların cevapları yanlış tarih kodlamasına takılıyor. Şimdi kendini tekrarlayan alt fonksiyonlardaki hatalar bir bir ortaya çıkıyor. Ve en önemlisi ne biliyor musun? Hayat bir bilgisayar programı yazarken kullandığın gibi; yaz, derle, çalıştır, hatayı bul ve düzelt mantığıyla işlemiyor.

Dostum, şu son günlerde kendimi hani şu Matrix filmindeki geri dönüp hiçbir şey hatırlamak istemeyen hain vardı ya aynen öyle hissediyorum. Hiçbir şey anlmadığını söyleyeceksen dostum, üzülme. Anlaşılmaz ve karmaşık olan şeye hayat diyorum ben.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy