Ana içeriğe atla

Galatasaray taraftarı - İsyan

Dün Galatasaray güçsüz Diyarbakır karşısında sezonun en iyi maçlarından birini çıkarttı. Dördüncü golden sonra bilerek yavaşladılar ve maç 4 – 1 bitti. Ama benim esas ilgimi çeken tribünlerin isyanıydı. İlk 5 dakika çıt çıkarmadılar. Bu çok güzeldi. Ayrıca Galatasaray ile ilgili tüm pankartlar da tersten asılmıştı. Bu da takdire şayan bir protestoydu. Hele Jo’ya yapılan protesto kesinlikle ve kesinlikle en güzeliydi (Jo’nun kaybedilen maçtan sonra evde parti yapıp nispet yaparcasına eğlenmesi bence de çirkindi. Tam bir ruhsuzluk örneğiydi.) Tribünlerin “Size değil renklere aşığız!” diye bağırması da hoşuma gitti. Kısacası dün Galatasaraylılar en medeni protestolarını gösterdiler. Tebrik etmekten başka bir şey söylenmez sanırım. Ruhsuz oynayan bilumum sporcuya güzel bir örnekti dün gece…

Not: Keşke her zaman böyle olsalar. Koltukları kırıp, pet şişeleri sahaya fırlatmasalar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy