Ana içeriğe atla

Dün gece

Dün gece oturdum uzun uzun yazdım sana
Cümlelerin bir sonundan çektim bir başından
Sana benzemedi hiç biri

Dün gece uzun uzun düşündüm sana dair
Kâh yüzündü gözlerimin önünde kâh duruşun
Hayal dahi edemedim
Sana benzemedi hiç biri

Dün gece attım kendimi sokaklara
Her yanımdan geçen kişide seni aradım
Aradım da bulamadım
Sana benzemedi hiç biri

Dün gece gittim oturdum bir meyhaneye
Rakı bardaklarının diplerine baktım
Meyci doldurdu ben boşalttım
Oralarda da yoktun

Dün gece bir kalem aldım elime
Seni karalarım da karşımda kılarım diye
Hep kızgın bir yüz çıktı karşıma
Sana benzemedi hiç biri

Dün gece düşler sokağında uyandım sonunda
Yalnız yürüyordum, parke taşlarının çizgileri yoktu
Pencerelerin perdeleri, kuşların kafesleri yoktu
Tabi bir de sen, sen yoktun
Rüyalarımdan bile gitmiştin
Sabah yalnız uyandığımda fark ettim

Dün gece üç vakit olmuş
Daha ben farkına dahi varamadan
Sen benden gitmişsin
Beni benimle bırakarak

Yorumlar

  1. Okudum şimdi bu şiiri tamda buna yakışan bir şarkı çınlattı ortalığı..


    bu yarınsız mutluluğu haklıyken haksızlığı
    kalabalık yalnızlığı seninleyken öğrendim ben
    bu sabahsız akşamları şu vefasız sırdaşlığı
    anlamsız savaşmayı seninleyken öğrendim ben
    yediremem kendime harcamam hiç nefesimi
    sindiremem ki haini silerim atarım kül gibi

    ağlayamam susarım yaralıyım ben
    söyleyemem yazarım kendim ettim ben
    ağlayamam susarım yaralıyım ben
    söyleyemem yazarım kendim ettim ben


    ve inciler doldu gözüme ..İkisi birleşince..

    Bir bilsen..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…