Ana içeriğe atla

Göçebe


"Ruhunuz aslında sandığınız kadar masum değilse, hatta bir istilacıysa, ne yapardınız?" Bu soru bir özet olmakdan çok içine çekip daha fazla sorular oluşturacak bir giriş. Uzunca bir süredir adetim olduğunun aksine ikiden fazla kitabı aynı anda okumaya çalışıyorum. Ama sanırım en çok Göçebe (Stephenie Meyer - Epsilon Yayınları) beni kendine çekti ki ilk olarak o bitti.

Bitti ve bitirdikten sonra etrafımdaki herkese tavsiye ettiğim bir kitap haline geldi. Aslında bir seri ile tutulmuş yazarların birçoğunda sonradan ilk seri kitaplarda olduğu kadar başarılı olamama gibi bir durum söz konusudur. Ancak Göçebe benim açımdan bu kanıyı yıkan kitaplardan biriydi.
İstenmediğiniz bir bedenin için sıkışmış bir ruh olduğunuzu düşünün. Hem de bu bedeni seçebilme şansınız varken. Şimdi ki halinizde kafanızın içinde ikinci bir ses olduğunu hayal edin ya da vücudunuzu istemsiz olarak bir başka benlikle paylaştığınızı. Evet, tam bir şizofren gibi; size istemediğiniz şeyler söyleten, kimi zaman hareketlerinizi yöneten, kimi zamansa sizin onu arayıp durduğunuz ikinci bir kişilik. Önceleri bir sürü zorluk yaşıyor olmanıza rağmen bir süre sonra bu ikinci benliği kabul ettiğinizi, hatta artık ondan hoşlanmaya ve çoğu zaman onun yardımına muhtaç olduğunuzu düşünün. Bunun üstüne aynı vücutta hayat bulan iki farklı benliğin aynı kişiyi sevdiğini de ekleyin.

Yukarıda söylediklerimden sonra psikolojik içerikli bir roman gibi gelebilir. Ancak Göçebe, bilim kurguya ve mistisizme daha yakın bir kitap. Dünya ruhlar tarafından istila edilmiş durumda ve bu ruhlar insan bedenlerini araç olarak kullanıyorlar. Düşünsenize ruhunuz aslında bedeninizdeki bir istilacı kurtulunması, defedilmesi gereken ve sizin bu konuda yapabileceğiniz hiçbir şey yok…

Göçebe, gerçekten çok ilginç ve sürükleyici bir kitap; ilerleyişi, konusu, kurgusu, karakterleri v.b. ile. Açıkçası Alacakaranlık serisinden sonra bununda filmini görürsem çok şaşırmam.

Yorumlar

  1. Sevgili Erkan!
    Ben bu kitabı fransızcasından okumuştum. Ciddi derecede birden fazla kimliklere ev sahipliği yapan bedenlerin ruhlarıyla olan ilişkileri bakımından çok iyi betimlemeler var içinde. Mükemmelen özellemişsin.
    Ellerine Sağlık.

    YanıtlayınSil
  2. Erkancığımmm,

    1- Resim gene değişmiş...!!!Kardeşim beğenmiyoruz biz bunu.
    2- Şimdi siz kimsiniz diyeceksin ya işte buda yazına cevap.Ben doğuştan bir kaç ruhluyum.Gülme hiç ...Öyleyim,başka başka benler var benden içerde...İşte o yüzden kitap ilgimi çekti sağolasın...
    3-Bak uzun zaman sonra sana yorum yazıyorum:))))Ama dikkatimi çekti fikri olanlar köşesinde elması en kızarık hala benim...

    Öpüldün...Kocamanından...

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…