Ana içeriğe atla

Şizofren

Özel biriyim ben, seçilmişlerden biri
Herkesin sadece bir gerçekliği varken
Benim en az iki seçeneğim var aynı anda
Evet, bir şizofrenim ben
Kafamın içinde binlerce ses
Her biri ayrı tonda ayrı kişiliklerde
İki gerçeklik var dünyamda
Biri gerçek gerçeklik olmalı
Çünkü sen varsın yanımda
Diğeri ikinci gerçeklik
Bunda sonu aynı hep hikâyemin
Sadece şekli değişiyor ölümümün
Kafamın içinde binlerce ses
Ama görüşleri aynı hepsinin
Bir kötü yanı var bu durumun
Hepsi aynı anda bağırıyor
Kafamın içinde yankı yankı
İşte O işte, koş peşinden
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Yanacaksın soğuktan, donacaksın ateşten
Hep bir ağızdan bağırıyorlar içeriden
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Evet, bir şizofrenim ben
Ama tek bir görüş yankılanıyor kafamda
Haykırıyorlar hep bir ağızdan
Bırakma onu, öleceksin yoksa
Evet, bir şizofrenim ben

16 Kasım 2009, İstanbul

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…