Ana içeriğe atla

Hedef 27: Benlikten hiçliğe bir yolculuk

Dostum,

Bir dur ve dinle bak sana ne anlatacağım.

Bundan seneler önce kendime bir hedef belirlemiştim: Bu dünyadaki 27. yılımda yaptığım işin -ne olursa olsun- en iyilerinden biri olacak ve kendimi herkese tanıtacaktım. Herkes benden ve arkamda bıraktığım işlerin büyüklüğü, kalitesi ve güzelliğinden bahsedecekti. Beni bilecekti. Bu uğurda dur durak bilmeden çalıştım. Hem de senelerce...

Sonra birden bir şeyleri olduğundan daha farklı anlamaya/anlamlandırmaya başladım. Hedefimin yanlışlığının farkına vardım. Kısaca "bilinmek istemek" olarak anlatabileceğim yılların hedefi -belki de ulaşmak üzereyken- birden çıktı hayatımdan. Günlerce uykusuz çalışmalar, günün saatlerine saatler eklemeler, yapılan her işin altına atılan işten büyük imzalar ve en sonunda kimsenin duymadığı sessiz çığlıklara dönüşen bir hayat.

Şimdilerde birazdan ölecekmiş gibi yaşayıp, hiç ölmeyecekmiş gibi yazıyorum. Kendi kendimi anlatmak için saçma çabalar içine giriyorum. Bu hedefle, günümüz olaylarıyla bağlantısıyla ilgili satırlar dolusu yazdım, sildim. Daha kolay ve güzeli ise benim kendimi ve eski hedefimin yolunda yaptıklarımı anlatmaktansa senin sorup öğrenmen. Eminim birçok kişiden farklı farklı hikayeler dinlersin. O yüzden burada yok o hedefin detayları...

27 hedefi geçti, gitti. Hayat biraz hiçliğe evrildi. Anonim olma gayretiyle yoğruldu. Benlik mülahazalarından hiçlik olgusuna doğru uzandı. Bir kaç sene önce beni bir çukura attım; sığ ve küçük bir çukur. Arada boşladığımda kafasını uzatıyor hala. Ama en kısa sürede kervan geçmez bir kuyunun dibinde bulacak kendini haberi yok! 

Şimdi bakıyorum da insanlar hala benim bıraktığım yerde didinip duruyorlar. Benimse tek yapabildiğim gülüp geçmek ve hiç değilse halime şükretmek.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…