Ana içeriğe atla

DÜNYADA 1.000.000.000 İNSAN AÇ VE BEN BUNA ÖFKELİYİM



Geçen sene Erdal Şafak'ın yazısını okuduktan sonra görmüş ve yine burada yazmıştım.

Ne değişti? Hiçbir şey...

Yine Erdal Şafak ne demiş?

"Bugün size dizilerimizden, özel haberlerimizden, yeni projelerimizden söz etmek isterdim ama bu adaletsiz, duygusuz, merhametsiz, etik dışı, tüm kitaplı dinlerin öğretilerine kulaklarını kapamış küresel düzen, insanda ne moral bırakıyor, ne de umut.

İyisi mi, siz borsalardaki aldım-sattım haykırışlarına kulaklarınızı kapatıp, Afrikalı açların çığlıklarına yüreğinizi açın. Hiç değilse bir çocuğu siz doyurun, bir annenin kurumuş dudaklarına suyu siz götürün."


Ben geçen sene imzaladığımdan bu yana sadece 3.383.908 kişi bunun farkına varmış.

Dünya Bankası verilerine göre Dünyada yaşayan 6.775.235.700 kişiden sadece 3.383.908 kişisi...

Evet evet!..

Kızgın olmaktan çok üzgünüm. Hem de herkes için ama en çok da kendim için...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy