Ana içeriğe atla

Senden konuşmuyorum

Senden konuşmuyorum yalnız kalmadıkça
Benimle değil bedenim sensiz oldukça
Sensizliği suçluyorum, gitme diyemeyen benken
Bensizliğini kutluyorsun sense, kalmayan senken

Yapamadıklarımız ve yaptıklarımızı tartıyorum
Kesenin bir tarafı hep ağır basıyor
Senin yaptıkların dibe çekerken bizi
Benim yapamadıklarım pişmanlıklarım oluyor

Ölçüler tanımlıyorum kendimce
Benim kalarak giden olmama neden olacak
Senin terk ederken kahraman
Severken terk edince ortaya çıkan ölçüler

Boşluğa çiziyorum yüzünün kıvrımlarını
Nefesinin kokusunu arıyorum derin sularda
Hep kendimleyken yapıyorum tüm bunları
Senden konuşmuyorum yalnız kalmadıkça

Yorumlar

  1. ve aslında ben, senle isem yaşıyorum...

    YanıtlayınSil
  2. Bense hep seninleyken konuşuyorum kendimle ..
    Aynamsın benim ben kendimi anlamk için sadece sana bakıyorum..
    Yüreğinden geçenler benimkinin aynısı..
    Beni daha çok sev isterdim..
    Benlik çigini aştığın gün biz olmaya hazırla kendini
    Çünkü biz en çok konuşurken benliğimizi buluyoruz
    seninle biz sevgili olmaktan çok
    aynı kalıyoruz boşluktan çok varlığımız sarıyor evreni ..
    Biliyormusun beni daha çok sev isterdim sevgli..

    Dilimden döküldü bu şiiri okuyunca :))

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…