Ana içeriğe atla

Geçmiş özlemiyle yanıp tutuşulan modern Ramazan’lar

Ne kadar doğrudur tam olarak bilmiyorum. Ancak böyle bir anlayışı günümüzdeki Müslümanlar ile kıyasladığımda çok doğru ve O'na yakışır geliyor. O ki teravih namazlarını camii yerine evinde kılan peygamber; camide kılarımda ümmetime görev olarak kalır diye korkan peygamber. İbadetlerinde yalnızlığı tercih eden de O, en ufak canlıya eziyet etmekten imtina eden de...


Bir de günümüz Müslümanlarına bakin. İbadetin en üste çıkması gereken aylarda herkes ayrı bir gezi merakında. Hadi Eyüp Sultan'a gidelim diye evden çıkılıp, oraya kadar gitmişken bir Feshane’ye de uğrayalım ile biten geceler. (Bu ibadete giderken yolda, trafikte harcanan uzunca saatler.) Sözde ibadet yapmaya gidip sıkışan trafiğin için de onca insanin ahını alan Müslümanlar. Bir insana zarar vermeniz için illa ki onu beddua seviyesinde kızdırmanız gerekmez. İstemeden buğz etse bile yeter. O'nun ümmetinin bunlardan ölesiye korkması lazım.


Şimdi diyeceksiniz ki bu da nereden çıktı. Önceki akşam ofisten evime neredeyse 2 saatte ulaştım. (Mesafe yalnızca 6,5 KM ve saat gece 10’du. Eve vardığımdaysa 12'ye geliyordu.) Hem de trafiğin aksi yönünde oturuyor olmama rağmen. Eyüp güzergâhında oturanlar ne yapmıştır bilmiyorum. Bu gece de aynı şey ve hatta neredeyse her gece, Ramazan ayı başladığından beri...


Sonuç olarak korkmak lazım ey dostlar. O'na layık olalım derken O'ndan uzaklaşmamak için. Korkmak lazım başkalarına zarar vermekten.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…