Ana içeriğe atla

İstanbul hep güzel

Sabahın saat 6'sı... Caner'le yeni çıkmışız bir müşteriden. Hava o kadar kapalı ki biraz içim sıkılmadı desem yalan olur. Ama İstanbul işte, her haliyle güzel... Bizi taklit edercesine bir gözünü açarak uyanıyor, biz birazdan gidip sıcak yataklarımızda uyukuya dalacakken. Sabahın saat 6'sı, elimizde yeni demlenmiş sıcacık çaylarımız oturuyoruz güzel İstanbul'umun eşsiz boğaz manzarasına karşı...

Yorumlar

  1. Sevgili Erkan!
    Sahneyi muhteşem yakalamışsın. Pek bi severim böyle anları. Çok ilahi gelir baba. Aralanan bulutların arasından o konuşmak ister gibi. Sanki beklesen biraz daha zuhur edecek. Yada sana bir yol açılmışrır. Gideceksindir o sonu bilinmeyen yoldan. Ve O anda.
    Sevgilerim İle.

    YanıtlayınSil
  2. Teşekkürler. Aslında yanımda iyi bir makine yoktu, o yüzden telefonun kamerasıyla çekmek zorunda kaldım. Bu arada bu günlerde bu tarz sahnelere çok rastlar oldum. Bir kaç hafta önce karadeniz boyunca giderken en az 3-4 ilde daha karşıma çıktı. Hatta bazılarını yakalamayı da başardım. Nedersiniz bu dikkate alınması gereken bir mesaj olabilir mi?

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…