30 Kasım 2012 Cuma

Yûsuf ile Züleyha

Neşet Ertaş'ın babasından naklettiği bir şey var: " 'Baba,' dedim 'Neden sen kendin beste yapmıyorsun, türkü üretmiyorsun?' dedim. 'Oğlum,' dedi 'ozanlar birbirinin devamıdır.' dedi. 'Eğer benim demek istediğimi benden evvel gelip giden bir ozanımız yazmış, gitmiş ise bana o bir miras bırakmıştır. Saygıyla anarak onun sözlerini havalandırırım.' dedi."

Bazı şeyler böyledir. Ortaya bir farklılık bir üstünlük koyamıyorsanız hiç kalkışmazsınız o işe...

Yûsuf ile Züheyla'nın hikayeside böyle bir şey. Bilmeyen kimse yoktur sanırım. Ama yine de bir hikaye yeniden nasıl yazılır diye güzel bir örnek olacak bir kitaptan yeniden okudum Yûsuf ile Züleyha'nın hikayesini. Hele ki bir de tavsiye üzerine okuduğun İhsan Oktay Anar'ın Yedinci Gün işkencesinden sonra Nazan Bekiroğlu'nun satırları için ancak terapi benzetmesi yerinde olur.

Güzel hikaye şöyle başlar:

Her kuyuya atılanı düşmüş sanma...

Her yüzüne güleni dost sanma...

Her senden yüz çevireni düşmanın sanma...

Her Firavn'ı Hakk düşmanı sanma...

Şöyle devam eder:

Batan güneş mutlaka doğar unutma...

Sabır göster, her iş hayra ulaşır sonunda...

Bir şerri hayır yapan sabırdır unutma...

"Aşk" her şekilde aslına rücu eder hep hatırla...

Diyerek biter hikaye...

Bir de bir yerinde; "Suçlu değilsen de bana, beni suçlu kılacak kadar güzelsin." ve "Suçlu, suçunu her zaman bilerek işlemez Yûsuf ve güzellik bazen suça dönüşür." diyen kitaptır. Kitaplar da dedikleriyle ve sizin anladıklarınız ile güzeldir.

2 yorum:

  1. Bu kitabın çok az bir bölümünü okuyup devamını getirmemiştim ,sanırım kütüphanemde var en kısa zamanda bitireyim..

    Teşekkürler tanıtım için..

    YanıtlaSil
  2. Nazan Bekiroğlu benim de çok sevdiğim bi yazar.Ben son kitabını okudum her zaman ki gibi çok sevdim ama umarım Nar ağacını okumamışsındır ve almamışsındır.

    YanıtlaSil

Fikriniz varsa buradan buyurun...