Ana içeriğe atla

Eğitim/Öğretim Sistemi

Malum 26 -yirmi altı- yıldır amatör olarak ilgilendiğim bir konu eğitim. Uygulamaya konulan neredeyse tüm sistemlerde öğrencilik yapmışlığım var (5'li, 100'lü, 10'lu, kredili, seçmeli, çan eğrili, örgün, açık sistemler; klasik sınavlar, testler aklınıza ne gelirse.) Bugüne kadar; tamam bu sistem olmuş, üzerinde düşünülmüş dediğim bir sistem hiç olmadı. Birinin bir kısmı diğerinin bir başka kısmı iyiydi. Ama zihniyet değişikliği olmadığı, öğretmen ve yöneticiler aynı olduğu için hiç biri başarılı olmadı (Öncelikle öğrencilerin değil idareci ve öğretmenlerin yeni sistemlere hazırlanmaları gerekir.) Tam bir sistem oturdu diyecekken bir başkası gelip sil baştan yaptı.

Şimdi yine bir şekil tartışması içindeyiz. 4 + 4 + 4 mü olsun, 5 + 3 mü, 8 + 3 mü olsun? Kimsenin içeriğe takıldığı yok. Öğrenciler yarış atına dönmüş kimsenin gördüğü yok. Biri çıkmış imam hatip diyor öteki çıkmış laik öğretim.Geçiniz efendim...

Eğitim ve öğretimin birbirinden farklı şeyler olduğundan bihaber hale geldik. Gençlerimiz pratik zekadan yoksun olarak büyümüş, sadece teknoloji kullanıcısı haline gelmiş kimin umurunda. Akıllı tahtalar, öğrencilere dağıtılacak tablet bilgisayarlar tek derdimiz. Kimse bu derslerin içeriklerinin, öğretmenlerin yetkinliklerinin, öğretmenin insani faktörünü ya da bu teknolojilerin çocukların ruh, akıl ve beden sağlığına etkilerini tartışmıyor. Varsa yoksa eskiyi kötülüyoruz. Kitapların ağırlığı öğrencileri zorluyormuş, ileride ciddi bel ve sırt rahatsızlıklarına davetiye çıkarıyormuş. Teknoloji kullanıcısı yeni nesiller hedefleniyormuş. (Bu teknolojileri geliştiren adamların çocukları bunların bir tanesini bile kullanmazken. Hatta bir Google yöneticisi neden sorusuna: "Biz öyle teknolojiler geliştiriyoruz ki, aptallar bile kullanabilir. Neden çocuğumun gelişim çağında bunlarla meşgul edeyim ki!" cevabı vermiş umurumuzda değil.)  İlginç!

Bunca gürültünün arasında Başbakan yine bir yere giderken, yani bunun için planlanmış bir ortamda değil, bir laf attı ortaya. Ama öyle bir laf ki; dershaneleri kaldırmayı planlıyorlarmış. Yıllardır "Eğitim reformu yapmak isteyen dershaneleri kapatsın! Aynı hoca devlet okulunda derste anlatmayı başaramadığı şeyi dershanede nasıl anlatır sorgulansın!" diyen ben kulaklarıma inanamadım. Bunu yaparlar mı? Yapabilirler mi? Bekleyip göreceğiz.

Çocuklarımız çocukluğunu, gençlerimiz gençliğini yaşayabilecekler mi ve daha da önemlisi ülkenin geleceğini kurtaracak bu adımı atarlar mı? İnşallah...

Bu arada bu işin sadece öğretim kısmı. Bunun da içeriğini tartışmalı, zenginleştirmeli, kendi kendine öğrenebilen, araştırmayı bilen bireyler yetiştirmeliyiz. (Her ne kadar hazır sunulmuş teknolojilerle bunun yapılamayacağına inansam da bir yöntemini bulabiliriz.) Ancak işin çok daha önemli olan bir eğitim kısmı var ki, o da dindar nesil tartışmalarına feda ediliyor. Umarım bir an önce ahlaklı, erdemli, kendinden emin, özgürlükçü ve yaratıcı (TDK tanımı: Zekâ, düşünce ve hayal gücünden yararlanarak görülmeyen yeni bir şey ortaya koyan, yapan, kreatif.) bireyler yetiştirmenin salt öğretimle olmayacağını, eğitimin de çok önemli olduğunu hatırlar ve o yönde de adımlar atarız.

İşin özü hemen her şeyde olduğu gibi eğitim/öğretim gibi çocuklarımızın, gençlerimizin hatta bir ülkenin geleceğini belirleyecek şeylerde bile şekle takılıyoruz. İçerik ve anlam bizim "modern" dünyamızda hiçbir anlam ifade etmiyor! Maalesef...

Not: Dershaneler kapatılıyor olabilir. Ama çoktan alternatifleri türemeye başladı; etüt merkezleri. Daha az öğrenci sayısı ile daha fazla para kazanma şekli.Umarım dershanelere el atacak kuvvet bunu da önceden görür ve 10 sene sonrasında yeni bir etüt merkezi operasyonuna gerek kalmaz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…