Ana içeriğe atla

Kapanış

Dostum,

Takvim 31 Aralık 2011 gösteriyor. Maya uygarlığının geride bıraktığı takvimlerin bittiği, falcı ve kahin tayfasının felaketler ve kıyamet yılı olarak gösterdiği 2012'ye sadece saatler kaldı. Belki 1 Ocak günü sonu gelecek bu dünyanın belki 31 Aralıkta!

Aradaki farkı anlayamayanların endişeleri bunlar. Bir gün, bir saat, bir dakika ya da bir an sonrasının garantisi mi var ki, 2012 de olacakları düşünüyor olalım. Aldığımız nefesi verebileceğimizin garantisi yok! O yüzden daha o nefesi alırken, alabildiğimize şükretmek dururken düşünülenlere, yazılıp - konuşulanlara bak. (Gerçi bu dünyadan elini eteğini çekmek anlamı da taşıyor ya, bunu yapanlar da var, bu benim anlatmak istediğim şey değil.)

Sosyologlar artık modernizmi bile geri kalmış görüyorlar. Onun içimizde oluşturduğu ve sürekli büyüttüğü canavarı birçoğu onlarca - yüzlerce yıl önceden görmüş ve uyarmış. "İçinde yaşadığınız lüks" ya da "İsrafın tarifini ve yoksulların acılarının bir avuntu kaynağı" haline gelmesi konusunda uyarılmışız! "Alışkanlıklarımız olmadan yaşama alışkanlığı" safhasındayız artık. Tüketim toplumunun temelleri artık dünyanın merkezine doğru büyüyor. Piyango biletlerimiz büyük ikramiyenin nerelere harcanacağı hayaliyle besliyor içimizdeki canavarı.

Eskinin hep kötülendiği bir çağda yaşıyoruz. Artık tüm dünyanın noel babaları var. Bizim de!.. Bayramlarımızın ve kutlamalarımızın tamamının yardımı çağrıştıracak şekilde planlandığı o çağ artık kapandı. "İhtiyaç kapısı" kavramını hatırlatan bir konuşma yapan müftümüzü taşlayacak ya da çarmıha gerecek boyuttayız! Hoş taşlamak, çarmıha germek de eskinin adeti ama neyse... Doğru söyleyeni dünyadan kovalamalıyız!

Televizyonlarımızın en muhafazakarından en modernine kadar hepsi yılbaşı haberleri geçiyor. Çam ağaçları ve noel babalar (her ne kadar noel geçeli günler dahi olsa) da baş köşede tabii. Geri sayıyoruz; 86.400, 86.399, 86.388..! Ne de olsa Yeni Zelanda'dan başlayıp Ankara saatine kadar sayacağız. Gece biraz erken yatıpta erken kalkanlar için çoktan 1 Ocak 2012 olmuş olan tarih, bazıları için geri sayımın son anları olacak; 3, 2, 1. Ah sahi unuttuk değil mi? Maya takvimine göre son yıla giriyorduk ve 2012 kıyamet yılıydı. Sahi Yeni Zelanda'dan en son ne zaman haber almıştık? Her şey yolunda mı oralarda?

Geçen sene vesile kabul etmiştim şu zamanları;

"Dostum, seneyi devriye vakti, çok kısa bir süre sonra 2010'u 2011'e devir edeceğiz. Gün, saat, dakika ve sonrasında bir ana sığacak şu devire ne çok anlam yüklüyorlar! Ve ben bunu niye anlamlandıramıyorum?

SEVMİYORUM! Belki ondandır...

Ama yine de yeni yıl bir vesile öyle değil mi? İyi dilekler için.

2011'de değil, tam şu andan sonra herkes için iyiliklerle dolu, mutlu ve umut dolu anlar olsun. İçten sürekli ettiğim kendi bencil duamın kabul olması için bir kez daha amin diyorum. Allah hakkımızda hayırlı olan tüm dileklerimizi gerçek kılsın. Sağlıklı bir yaşam tüm sevdiklerimizle olsun."

bunları söylemişim. Duam henüz kabul olmadı, beklemedeyim ve yinelemekteyim sürekli olarak. Belki hayırlısı değildir. Hayırlısı...

Kıtlık, bolluk, yoksulluk, zenginlik ne kadar zıtlık varsa da iyi dilekler için bir vesile şu zaman.

O halde geçen sene boyunca öğrenmek için çabaladığım gibi şükrün hiç eksik olmadığı zaman dilimleri sevdiklerimizle olsun diyorum.

Ne diyor Mevlana Hazretleri;

"Kim daha ziyade uyanıksa o daha ziyade dertlidir. Kim işi daha iyi anlamışsa onun benzi daha sarıdır."

Daha sarı benizli, daha uyanık vakitler...

"Yok olanın yolu, başka yoldur; çünkü aklı başında olmak da başka bir günahtır. Aklı başında oluş, geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah'a perdedir, geleceğin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ney gibi boğum boğum olacaksın?"

Yok olmanın yolunda sağlam adımlarla...

İyi, güzel, sağlıklı ve şükür dolu anlar...

Yorumlar

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…