Ana içeriğe atla

Toplumsal Hazırlık!

Son günlerde hararetle tartışılan bir konu var. Devlet ile PKK arasında yapılan görüşmeler. Ben ne görüşmelerin içeriğini, ne nerede yapıldığını ne de sonuçları eleştirecek ya da değerlendirecek kapasitede bilgiye sahip değilim (Konuşmanın tüm içeriğini hem dinledim hem de okudum.) Bu açıdan devlet adamları uygun görmüş görüşmüşlerdir, siyasi otorite de bunun arkasında durmuştur. Beğenir ya da beğenmezsiniz, ki ben beğenmeyenlerin tarafındayım. Siz bir yandan terörün siyasi ayağı olanlara "Gelin sizi muhatap alalım" diyeceksiniz, "terörü ret edin, lanetleyin" diye açık çağrılarda bulunacaksınız. Sonra da gidip kendiniz silahlı kanat ile görüşeceksiniz. Neyse bunlar da önemli değil.

Burada daha önemli bir konu var. O da çözüm iradesi göstermektir. Ancak şu an aydın kesiminde genel bir yanlış anlama söz konusu; "Toplum bu görüşmelere çok yüksek seviyede tepkiler vermedi. Bu da gösteriyor ki toplumda belirli bir eşik aşıldı. Artık devlet teröristlerle açıktan görüşebilir, hatta terörist başının farklı bir hapishane, ev hapsi ardından da salıverilmesi bile tartışılabilir" deniyor. Külliyen hatalı bir yaklaşım. Toplumun uçlarda tepki vermemesinin esas sebeplerinden biri, toplumun yarısının -ben de dahil- bu görüşmelere onay veren siyasal harekete ve onun liderine oy vermiş olmasıdır. Bu da görüşme onayı verenler kadar bizleri de sorumlu kılar. Ancak bu böyle diye sanılmamalıdır ki herkes her şeyi kabul etmiş durumda. Bu, toplumun sessizliğini yanlış yorumlamak olur. Bir ikinci sebep ise bu görüşmeler basına servis edilmeden önce taşan sabırların en başta yapılması gereken bir uygulamaya kavuşup; silah kullanana silahla cevap, söz söylemek isteyene ise söz hakkı aşamasına gelmiş olmamızdır.

Basına sızdırılan görüşmenin en sonunda ki mesaj gayet açık aslında. Ne diyordu o son mesaj? "Savaş yolunu seçen ve güç gösterisine soyunan bedelini öder!" Bu görüşmeyi sızdıranın kim olduğunun bir önemi yok! Terör örgütü mü sızdırmış? Çok haklılar, savaş yolunu seçenler bedelini öder! israil mi sızdırmış (ellerine nasıl geçtiyse artık)? Yine haklılar, savaş yolunu seçen bedelini öder! Devlet mi sızdırmış? Yine haklılar. Burada önemli olan güç gösterisine kimin soyunduğu! Bu biz olmadığımıza göre, ortada savaş yolunu seçmek yerine teröristlerle görüşmek gibi büyük bir yanlışa düşecek kadar çözüm yanlısı olan bir devlet anlayışı olduğuna göre kimin savaşı seçtiği ve güç gösterisine giriştiği gayet net ortadır. Aynen mesajda olduğu gibi; "Savaş yolunu seçen ve güç gösterisine soyunan bedelini öder!"

Biz Türkler, sonradan mı kazandığımızı bilmediğim bir özelliğe sahibiz. Bir iş en son raddeye gelinceye kadar üst düzey gayret sarf etmiyoruz. Bakın, bu spor müsabakalarında bile böyle. Ancak bize düşman kesilenler bir yerde yanılıyorlar. Olanca fakirlik, yokluk, bölünmüş ve parçalanmışlığa karşın bu millet yedi düvele kafa tutmuş ve ana yurdunu korumayı bilmiştir. Bugün bu ülke yokluk içinde değildir. Bugün bu ülke en güçsüz dönemini yaşamamaktadır. Ne bir terör örgütü ne de kendini bilmez devletin terörü durdurulamaz veya yıkılamaz değildir.

Gelinen noktada laf üretmekten vazgeçip icraatlara girişilmelidir. Devlet şunu yapabilirim, bunu öngörüyoruz, yarın şunu yapacağız gibi oyalama taktikleri yerine dün şunu yaptık, bugün bu yapılıyor düsturuna girişmelidir. Eline silah alanın cevabı silahla ve hatta "orantısız şiddet" kullanarak verilmelidir. Konuşmak isteyen için tüm kapılar zaten açıktır. İnsanların hürriyetlerini genişletmek için kimseye ihtiyacımız olmadığı gibi, insan öldürerek varılığını sürdüren terör örgütü ve uzantılarının dünyadaki herhangi birine özgürlük anlatabilme ihtimali dahi yoktur. 

Tüm devlet kademelerinin ve anlayışının "Biyolojik organizmada parçalar bütünün yararına var olur, toplumda ise aksine bütün, parçaların yararına var olur. Spencer buna dayanarak bireylerin haklarının devlet yararına bile olsa çiğnenemeyeceğini ileri sürer." şeklinde uygulanması tüm toplumsal sorunlarımızı çözer. (Var olduğu iddia edilen.) Öncesinde ve sonrasında eline silah almamış her söyleyecek sözü olanın sözünü dinleriz. Hem de "ama"sız. Ancak asker, polis ya da sivil fark etmez; tek bir kişinin dahi canına kastetmiş kişilere verilecek cevap gayet net ve açıktır: "Savaş yolunu seçen ve güç gösterisine soyunan bedelini öder!" Bizim toplumsal hazırlığımız bundan ibarettir. Bu halk ne kadar sabır timsali olsa da, sabır taşı çatladığında "kükremiş sel gibidir" ve "her türlü bendi çiğnemeyi de bilir".

Not: Büyük şehirlerde ya da kırsal yapılması fark etmez, terör eylemi her yerde terör eylemidir ve kınanmaktan öte aksiyon alınmalıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…