Ana içeriğe atla

Taşınmak

Taşınmak; bir pazar sabahı sessiz, kimseyi rahatsız etmeden bir hayatı geride bırakarak. Kendi cebindekini çalan bir hırsız gibi... Yaşanmış onlarca senenin öyle çokta büyük sayılamayacak bir kamyona sığmasına şaşırmak gibi bir terkediş. Taşınmak: Başka bir yere gitmek, göç etmek.

Taşınmak zordur her zaman. Zordur da... Bir evden diğerine taşınmak değildir zor olan. Daha çok bir sokaktan ya da mahalleden göçmektir zorluk. İnsanın doğup büyüdüğü evi, sokağı, mahalleyi ya da semti terk etmesi...

Taşınmak büyümektir bir de.Çünkü yaşının kaç olduğuna bakılmaksızın insan ancak taşındığında tam olarak terk eder çocukluğunu. Çocukluğunun anılarıyla birlikte silinir insanın yüzündeki hınzır gülümsemelerin son kırıntısı, hüznün bir sarılmayla geçeceği umudu. Taşınmak bir çocuğu cami avlusuna ya da karakol önüne terk etmektir. Çocuğun tüm geri gelirler umuduna rağmen hem de...

Hele bir de benimki gibi bir semtte, benim sokağım gibi bir sokakta geçtiyse çocukluğunuz çok daha da zor. Çünkü bu semtin insanları zorlukların içinden hoşgörüyü, samimiyeti, dostluğu, dürüstlüğü ve daha nicesini çıkartmışlardır.

Taşınmak ihanettir de aynı zamanda. Bencil komşuların tekil yalnızlıklarına yapılan...

Bir taş atımlık mesafede dahi olsa hayatının değişmesidir taşınmak. Acıdır, hüzündür, mutluluktur, umuttur, umutsuzluktur... Zamanın tersine işlemediği bir gidiştir taşınmak. Bir yurttan diğerine...

Bir siteye taşındığında kimi fark eder kimi edemez. Ama kaldırım taşlarına, evinin merdivenlerine oturamamaktır taşınmak. Havuzlu sitenin havuzuna ayağını sokamadığın, karşısında çekirdek çitleyemediğin, eski ne kadar alışkanlığın varsa terk etmek zorunda kaldığın bir şeydir taşınmak.

Taşınmak... Bir hayattan diğerine, sessizce kimseye çaktırmadan...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç