Ana içeriğe atla

Hakkımı helal etmiyorum sana!

Yine yeniden başladı bir takım "şeref düşkünleri". 

Yine onlarca CAN gitti bu ülkenin bağrından. Onlarcası o canları yüreğine gömdü. Yürekleri onlarca canla daha da ağırlaştı. O canların üzerine atılan her toprak ile biraz daha karardı gönülleri...

Yine bazı "şeref düşkünleri" çıkıp açıklamalar yaptı.

Yine yeniden, tekrar ve tekrar...

Aklımdaki soruları kendi kendime sorup cevaplarını hiçbir yerde bulamıyorum. Cevaplarını kendimin bile kestiremediğim soruları da ortaya saçmayı saçma buluyorum. Biri dışında...

Bir gazete giden CANları haritaya yerleştirmiş "Yurdun dört köşesi" diye manşet atmıştı. Kuzeyi, güneyi, doğusu ve batısı...

Nasıl bir Kürt hakkı, doğu coğrafyası savunucusu böyle bir şeyi yapabilir? 

Hangi hakkın savunucusu bir can karşılığında arar HAK'kı?

İyi, kötü bildiklerimizin ötesinde bir yer var! UYAN!

Uyan zira tek mahkeme burada değil!

Uyan bu gaflet uykusundan ey HALKIM!

Ey doğudaki Türkçe bilmeyen EZİLMİŞİM(!), uyan! Ezildiğin her ne kadar doğruysa bunların seni bir o kadar daha ezeceği gerçeğini gör ve silkelen.

Müslüman olması gerekmez. Bir Allah'a, ilahi adalete inanan biri nasıl cinayet işler!

Allah'a inanmayan nasıl senin hakkını savunur, UYAN!

Uyan! Uyan ki uyanık olmayan da bizden değildir!

Merhamet etme şansı varken merhamet etmeyen merhamet görmeyecektir.

Öldürmeme şansı varken öldüren de hiç bir zaman bizden değildir!

Her kimsen o CANlara kıyan, bil ki bu gece Allah senin de duanı duyacak ve hatta belki de seni de affedecek. Ama bir konuda yanılıyorsun; "şeref düşkünlerinin" de üzerindeki en büyük hak kul hakkıdır ve affı ve mağfireti en yüce  olan dahi bu hakları helal kılmamaktadır. O yüzden şunu bil ki; bu mübarek gecede sana helal kılınacak hakkım yoktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç

Belki üstümüzden bir kuş geçer

Uzunca zamandır okuyorum. Hem de oldukça fazla. Okuduklarından bende yer edenlerin sayısı çok fazla değil. Bir yazarın belki onlarca eserini okuyor ama içlerinden bir tanesine tav oluyorum. Yüzlerce sayfalık bir şiir kitabından bazen sadece bir tane şiir çıkıyor; acaba benim anladığımı mı yazmış şair dediğim. Ya da bir kitabın bir tek cümlesi beni mest etse yetiyor bana. Uzunca zamandır müzik de dinliyorum. Çok farklı şeyler değil. Ama yinede arada yakaladığım bana özel şeyler de oluyor. Bir şarkının tek bir cümlesi ya da tüm albümdeki tek bir melodi beni alıp götürebiliyor çok uzaklara. Dün aklıma gelmemişti adı Yüksek Sadakat'in "Belki üstümüzden bir kuş geçer" şarkısının. Grup çok başarılı mı? Bence değil. Ama öyle birkaç şarkısı var ki; eh be adam nasıl yazdın bunları dedirtiyor. Gül renginde gün doğarken Boğazdan gemiler usulca geçerken Gel çıkalım bu şehirden Ağaçlar,gökyüzü ve toprak uyurken Dolaşalım kumsallarda Çılgın kalabalık artık uzaklarda Yorulu

"Allahumme ecirna min şerri siyaset"*

*Baştan söyleyeyim başlıktaki söz; "Allah'ım beni siyasetin şerrinden koru" anlamına geliyor ve koca bir külliyata imza atmış Said Nursi'ye atfediliyor. Ortam o kadar kirlendi ki, artık görüş açıklamaktan çekinir oldum. Geçmişim ortada. Sempati duyduklarım da eleştirdiklerim de... Orta bir yol tutturmaya çalışırken desteklediklerim de karşı çıktıklarım da burada yazılı olarak duruyor. FEM’e gittiğim, ilk üniversite yılımda "hizmetin" yurdunda kaldığım da geçmişimin bir parçası. Bir dönem destekçileri olduğum da... Hatta eleştirilerimin tamamını kapalı kapılar ardında yapıp, partizancasına savunduğum dönemleri de hatırlıyordur arkadaşlarım. Bu nedenle "hizmet" denilen olgunun ne olduğunu az çok bildiğimi düşünürüm. Hatta bir dönem içlerindeki hemen herkesin halisane bir şekilde çalıştığına da bizzat şahidim. Ancak o dönem o kadar kısa sürdü ki... Eminim şu an bile deli gibi memleket ve din adına çalışan, ne yapıyorsa bu uğurda yaptığını düşünen bi