Ana içeriğe atla

Libya, "medeniyet" ve canım Ülkem

Çadırıyla gezen bir bedeviyi savunacak değilim. Halkına veya başka milletlere eziyet eden bir yöneticiyi de savunacak değilim. Ve fakat bu, bir ülkeye askeri operasyonu onaylayacağım anlamı da taşımaz. Dostum, bugün "medeniyet" denilen tek dişli canavar bir kez daha harekete geçti. Savaş uçaklarıyla bir ülkenin geleceğini bombalıyorlar.

Halkın yarısı, diğer yarısına saldırıyor ve "devlet" de ama öyle ama böyle bu saldırıları durdurmaya çalışıyorsa bunu çözmenin yolu kendine yakın gördüğünün önünü açmak, silahlı operasyon yapmak ve kendine yakın gördüğüne silah sağlamak değildir. Başkentinde çadır kurdurduğun "bedeviyi" artık işine gelmediği için halk ve insanlık düşmanı ilan edemezsin.

Daha BM'den onay çıkmadan uçaklarını havalandıran canilerle birlikte olmak ve yaptıklarını onaylamak "merhamet" olarak nitelenemez. Oradakilerin ağzından düşürmediği Allah da bunun hesabını soracaktır. Başındaki "bedevinin" yaptığı salaklık ve sana vurulmasına yardım eden uygulamalarına rağmen seni bombalayan tek dişliler de senin eserin.

Daha önemli bir konu da var. Bir planın yok be müslüman gözüken cahil. Mısır ve diğerlerinden farklı olarak Libya'da Kaddafi rejiminden sonraki aşamada ne olacağına dair belirgin bir oluşum yok. Bir devlet düzeni yok. Ayrıca halkın büyük bir bölümü de değişimden yana değil. (Bu azınlık bile olsa göz ardı edilebilir mi?) Böyle bir askeri müdahale Libya'yı Irak'tan farksız bir hale getirecek. Sizce hergün Irak'ta kaç sivil can kaybı yaşanıyordur? Bir durun ve düşünün.

Bir diğer yönüyle haksız olduğu iddia edilen Kaddafi şimdi silahlarını yabancı askerler ve onların yerel destekçilerine çevirdiğinde yine haksız mı olacak? Ülkesini savunan kim olacak bu durumda?

Benim ülkemde böyle bir şeye destek veren ilk beni karşısında bulur. Bu babam dahi olsa...

Ne diyor Mehmet Akif;

İSTİKLAL MARŞI

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…