Ana içeriğe atla

Bir hayalim var!

Dostum, benim bir hayalim var! Hayalleri yerine daha çok gerçekçi beklentileri olan benim de bir hayalim var. Düşünebiliyor musun?

Daha doğrusu iki hayalim var. Biri diğerinin önünde engel olan iki hayal. Bir tercih yapılması gereken hayaller. Dostum, ne saçma değil mi? Aynı anda birden fazla hayalim olamayacakmış gibi yaşıyor olmam.

Aslında ben de böyle öğretilmedim. Hayal kırıklıklarından sonra olmuş bir şey de değil bu. Tıpkı gece rüyalarımın beni terk etmesi gibi terk etti hayallerim de beni. Neden sonra, ne zaman? Hiç bilmiyorum. Ama bir süre önce yeniden belirdiler.

Dostum, bu iki hayalden birini bazı kişiler biliyor. Öyle bir oda var ki hayalimde; üç duvarı rafları okuduğum ve okumak istediğim kitaplarla dolu olan kitaplıklarla döşeli, ortasında bir ateş ocağı -şömine denen burjuva olayından bahsetmiyorum, icabında üzerinde tahta şişlere geçirilmiş et ya da mısır közleyebileceğim bir ocaktan bahsediyorum-, bir berjer koltuk ve önünde de bir puf olacak tabii -evet, burjuva işi olanlardan bahsediyorum-, ve bir cephesi boydan boya cam olup bir teras ya da verandaya açılan bir kapı. O cam, orman olmasa bile küçük bir koruya bakıyor olmalı hemen önünden bir dere akan. İşte bu oda, kitaplarım ve manzara, benim hayalim.

Peki ya diğeri. İşte o diğeri, dostum ancak sana anlatacağım bir şey! Tabii yalnız sen sorarsan! Gerçekleşmesi yukarıdaki hayalimin gerçekleşmemesi demek aynı zamanda.

Dostum, benim bir hayalim var. Sahi, ne olduğunu merak edip soracak mısın?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…