Ana içeriğe atla

Tüyap Kitap Fuarı

Fuarların son günü veya hafta sonu fuarlara gitmeme kuralımı bir kere daha bozup dün kitap fuarına gittim. Bütün öğretmenler sanki o günü bekliyorlarmış gibi öğrencileriyle oradaydılar. Bunun yanında tüm kitap evleri birer ikişer yazarlarının imza günlerini de ayarlamışlar. Eğer yazarlardan imza almayı ve resim çektirmeyi seviyorsanız, eminim bugün de aynı olacaktır. Yalnız bir yazardan imza alırken ne yazmamı istersiniz diye sorarsa ona “Dürüstçe şu an aklınızdan geçen ilk kelime veya cümle, lütfen.” karşılığını vererek, mümkün olduğunca uzaktan seyretmeyi deneyin. Emin olun eğlenceli oluyor.

Bu arada fuarın çeşitli yerlerine aradığınız yayın evi, kitap veya yazarı bulmanıza yardımcı olacak ve arama yapabildiğiniz ekranlar koymuşlar. Bunlar olmadan orada aradığınız şeyi bulmanız oldukça zor. Ben kendi adıma aradıklarımın yarısını bulamadım. Ama diğer yarısı da benim için yeterli oldu. Fuarın bugün son günü, öğretmen-öğrenci ve emeklilere ücretsiz giriş imkânı sunuyorlar. Kendi arabasıyla gitmek isteyeceklere de küçük bir uyarıda bulunayım, trafik çok kötüydü dün, otopark giriş ve çıkışı da çok sorunluydu. Bunu düşünerek hareket etmenizde fayda var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…