Ana içeriğe atla

Hayatım benim mi?

Burada tek tek bağlantılarını paylaşmaya gerek duymadığım birçok yazı paylaştım hayata ve hatta kendi hayatıma dair! Kimi kısa öyküler kimi anekdotlar şeklinde ama hepsi sahici...

Günlük tutmak ve bunu bir prensip meselesi olarak görüp paylaşılmış hiçbir yazıyı silmeden, değiştirmeden ilerlemek insana bazı güzellikler getiriyor. Geriye dönüp eski yazılarınızı okuduğunuzda bir şeylerin değişip değişmediğini daha net görebiliyorsunuz. Geçmiş hatalarınızı ve eksikliklerinizi de...

Şimdi bugünden baktığımda başlıktaki sorunun cevabı çok net ve büyük bir HAYIR. Ama bugün dahi devam ettiğim alışkanlıklarım ve yapageldiklerimle neredeyse hiçbir pişmanlığım yok. Ancak...

Hayat denge üzerine kuruludur. Sizin feda ettiğiniz bazı şeyleri sizin için feda edilenler karşılar. Karşılıklılık gibi bir şey değildir bu. Sizin ezip geçtikleriniz ve aşırı tükettikleriniz ise bir başkasının hayatındaki eksikliklere dönüşür.

Daha uzun uzun yazabilirim. Ancak bu kadarı dönüp okuduğumda bugün ve öncesini hatırlamak için bana yeter. Hayat denen bu meşakkatli uğraşta denge denilen unsurun eksikliğinden kaynaklı kendime ait bir hayat yaşamadığımı düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…