Ana içeriğe atla

Bakhalar - Yeni Muhsin Ertuğrul Sahnesi

Ne bağlantı vereceğim, ne yazar ne de yönetmen ismi. Tek birşey belirteyim ki o da Bakhalar oyunun çok kötü olduğu. Başından sonuna kadar sabırla bekledim şimdi konuya gelecekler diye. Yok... Gitmeyin... Gidilmez... Ne konudan iz taşıyor oyun ne de görsel  ve performans anlamında bir artısı var. Gitmeniz size hiç bir şey kazandırmaz. Ama gitmezseniz dolu dolu nefes alıp verebileceğiniz bir buçuk saatiniz size kalır...

Dün gecenin tek iyi yanı Muhsiz Ertuğrul Sahnesinin gerçekten çok iyi olmuş olması. Sanki Sahne ile birlikte içindeki insanlar ve anlayışlarıda değişmiş. Herkes daha bir güler yüzlü ve yardım sever. 

Son olarak belirteyim Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nin açılışını yapan sevgili devlet büyüklerimiz daha kompleksin bitmediğini belirtmemişler. Otopark henüz hizmette değil. Bunu da düşünerek gidilmesinde fayda var.

Yorumlar

  1. Tamamen ayni fikirdeyim.

    http://melihanik.blogspot.com/2010/02/salyangoz-tuccar-romenden-bakhalar-ibb.html

    YanıtlayınSil

Yorum Gönderme

Fikriniz varsa buradan buyurun...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…