Ana içeriğe atla

Çocukluğum

Gökkuşağından kaydıraklarımız vardı çocukluğumuzda
Alabildiğine yakın dostluklarımız sokaklarda
Birinin eli kanadığında edindiğimiz kan kardeşlerimiz
Kavga ettiğimizde bizi barıştıracak annelerimiz vardı
Anlaşmazlıkları çözümleyecek maçlarımız vardı birde
Sabahtan akşama peşinde koştuğumuz plastik toplarımızla
Kırabileceğimiz oyuncaklarımız, paylaşabilecek misketlerimiz
Toprağa öylesine uzanabilecek kıyafetlerimiz vardı
Okuldan kaçtığımızda gideceğimiz sahalarımız
Sahalarımızda kırabileceğimiz potalarımız vardı
Kırdığımızda bize kızan, ama yinede onaran yöneticilerimiz
Sıcakcık ilişkilerimiz vardı mahallelerde
Birinin burnu kanasa birlik olacak komşuluklarımız
Kimsenin aç yatmadığı akşamlarımızda
Suyu bol çorbalarımız vardı sofralarımızda
Bolca vaktimiz vardı dostlarımızla konuşacak
Dostlarımızın bize yardım edecek güçleri
Paranın değerini ölçemedik hiç borç isteyerek
Borç isteyecek duruma düşürecek dostlarmız olmadı
Sahi bir de mahalle bakkalımız vardı köşe başında
Aldıklarımızı defterine yazarken kimlik sormayacak
Karakolumuz vardı büyüklerimizin çay içmek için uğradığı
Gençlerin hatırlarını soran bekçilerimiz gecelerde
Silahları gözüktüğünde mahçup olan kabadayılarımız
Sokaktaki çocuklarımızın başını okşayacak abilerimiz
Aşklarımız vardı kolayca itiraf edebildiğimiz
İtiraflarımızda ödüllendirildiğimiz dürüstlüklerimiz
Mutluluklarımız vardı kısacası zorlukların yanında
Gökkuşağından kaydıraklarımız vardı çocukluğumuzda

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Duruş

Geçen hafta başından beri etrafımdaki insanlar beni şaşırtmaya devam ediyor. Sadece etrafımdakilerde değil güvendiğim insanlardan da akıl almaz sözler duyuyorum. İsrail denen terörist devletin son yaptıklarından sonra insanlar haklı olarak tepki verdiler. Tepki verdiler vermesine ama hep sonuna bir “ama” iliştirerek ya da akıl almaz öneriler ortaya atarak. Biri, “Bu yapılan akıl almaz, terörist devletten izin almak gerekirdi. Ben benim yardım kuruluşum böyle bir taleple geldiğinde hep aynı şeyi salık veriyorum.” diyiverdi.(Burada “Söz gümüşse sükût altındır.” Deyişi geliyor aklıma. Söylenme amacı iyi dahi olsa sonuçları berbat bence.) Bir başkası, “Hadi topyekûn savaşalım, intikamımızı alalım.” diye savaş çığlıkları atıyordu. Bu ikisi de aklına ve mantığına, zekâsına güvendiğim insanlardı. Bu konuda artık ikisine de olan saygımı yitirmiş bulunuyorum. Ülkemin başbakanıysa ondan bu sefer beklediğim şeyleri yapıyor. (Her zaman ki gibi yapmaması gerektiğini düşündüğüm bir ton şey de yapıy

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan. Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut… Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu? Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan. Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” iç