30 Ekim 2009 Cuma

Gündem

Uzun zamandır ülke gündemini takip etmiyorum. Daha doğrusu eskiden takip ettiğim gibi etmiyorum. Artık sadece gülmek ve eğlenmek için günlük olayları izliyor veya okuyorum. Geçen hafta, ay hatta yıl ne konuşuyorsak şimdi de aynısını konuşuyoruz. Arada sadece küçük farklar var. Kuş gribi değil de domuz gribi konuşuyoruz mesela. Yine birileri darbe ve ortalığı karıştırma girişimlerinde bulunuyor bir taraftan. Diğer taraftan yine terör konuşuyoruz. Ama farklı bir açıdan; Bu sefer teröristlerin kendilerinin kabul etmedikleri –başka bir ülke kurmak için uğrunda savaştıkları- ülkeye geri dönüşleri var gündemimizde.

Aslında yukarıdaki konuların hemen hepsi ile ilgili bir komplo teorisi bulunabilir ya da üretilebilir. Ama ben işin biraz daha eğlenceli kısmından bakmaya çalışıyorum. Mesela A Gribi –namı değer domuz gribi- mevzusu. Artık o kadar saçma salak bir hala aldı ki konu kimse bir şey anlamaz oldu. En son bu sabah haberlerde yine bir uzman; tüm dünyada bildiğimiz sayının aslında 80 –yazıyla seksen- ile çarpılması gerektiğini çünkü hastalanan herkesin doktorlara başvurmadığını ve bu yüzden kesin sayıyı asla bilemeyeceğimizden dem vuruyordu. Absürtlüğü bakar mısınız? Diyelim ki tüm dünyada kayıtlara geçen hasta sayısı bin ve bu hastalıktan ölen kişi sayısı seksen. Bu ne demek oluyor? Bu hastalığa yakalananların binde sekseni ölüyor demek oluyor. Kayıtlardaki istatistiğe göre bu böyle ama gelin görün ki kayıt dışı istatistik bu olayın öneminin tamamen kaybolmasına neden olmuyor mu? Oran binde seksenden bir anda binde bire geriliyor. Bunun üstüne bakanlığa bağlı sağlık üst kurulundan bir yetkili çıkıp; “Şu an Türkiye’de grip olan herkes domuz gribi. Çünkü daha mevsimsel girip başlamadı.” demez mi? (Üstünüze afiyet muhtemelen ben de o mazlum hastalığın pençesindeyim o halde. Tevekkelli değil bu günlerde kendimi domuz gibi hissediyorum.) Her neyse bu açıklamalara bakıp her şeyden de korkmamak lazım. Bu medya, devlet el ele verip herkeste Nosofobi (Nosophobia – Hastalığa yakalanma korkusu) oluşumuna sebep olacak.

Darbe girişimi haberleri konusunda da yine kantarın topuzu kaçmış durumda. Allah aşkına siz şu ülkenin geçmişini, tarihini hiç mi okumadınız? Osmanlı ve Türkiye’yi bir bütün olarak düşündüğümüz zaman darbe ve darbe girişimlerinin sayısı bile belli değil. Bir grup “bana darbe yapacaklardı,” diye ciyak ciyak bağırıyor. Diğerleri: “Yok vallahi biz değil de bir kısım kendini bilmez bunu yapmış olabilir!” diye kendini savunuyor. Bir kısmı kendi bile ne dediğini bilmiyor. Adama sormazlar mı senin emrindeki adam senden habersiz ne haltlar çevirmiş önlemini niye almadın diye. Diğer gruba da sormazlar mı? Bu subay elindeki belgeyi niye beş ay saklamış. Yahu hiç mi kafanız çalış mıyor? Neymiş savcılar Genel Kurmay’dan ilgili birimin bilgisayarlarını istemiş. İşin uzmanı bile olmaya gerek yok. Al eline bir çivi bütün bilgisayarların disklerini elinle taş plaklara çevir. Soruyorum: Ne bulmayı planlıyorsunuz da bilgisayarları istiyorsunuz? Siz o bilgisayarlarda ancak üçün birini bulursunuz. Bu da benim uzman görüşüm.

Gelelim terörün yeni konuşulma biçimine: Demokratik Açılım (Kürt Açılımı). Ben mi yanlış biliyorum yoksa bu memleketin ilk sivil cumhurbaşkanı kürt değil miydi? Bu memleketinin şu an ki meclisindeki milletvekillerinin kaçı, bakanların kaçı ve hatta üst düzey bürokratların kaçı kürt. Madem o bölgenin sorunu terör niye bu adamlar çözmedi. (Burada iyi bir fikrim var. Dağdan inenler yerine onları yargılayıp tutuklayalım.) O bölgenin aşiret, ağalık düzeni yıkacağınıza siz gidin katilleri, teröristleri dağdan indirin. Eminim bu bölgenin bütün sorunlarını çözecektir. Bu konuyu çok fazla deşmeyeyim. Ağzımdan çıkacak kelimelerin kokusu beni bile rahatsız edecek. Aklından geçirirken bile katlanamıyorum nitekim. Ancak son bir şeyi de eklemeden yapamayacağım. Dağdan inen teröristlerin tamamı (kandilden gelenler galiba) domuz gribi şüphesiyle tedavi altına alınmış. (Amerikalı ve avrupalılarla bu kadar haşı neşir olursanız olacağı buydu. Ne bekliyordunuz ki...) Ben de bu medyanın yalancısıyım. Ancak eğer bu doğruysa inanın gülmekten kırılırım. Ne de olsa Allah’ın sopası yok! (Ayrıca bu katillere bu kadar pozitif ayrımcılık tanınacaksa bize de bir katma değer sağlanmalı değil mi? Detaylar için yazdığım Açık Mektup’u okumanızı tavsiye ederim. –Açık Mektup’u iki anlamda kullandım; 1. Muhatap olarak tüm yetkilileri kapsasın, 2. İsteklerime bir sınır koymayım ki sonradan aklıma gelenleri de ekleyebileyim.)

Bu arada nur topu gibi hem yeni hem de eski krizimizi de unuttum sanmayın. Azeri “dostlarımız” Türk bayraklarını indirmişlerdi ya hani ülkelerindeki. Onlara Tarkan Çiçek’ın bir resminden alıntıyla cevap vereyim: Yalnızın, yalnıza attığı kazıktır yalnızlık...

Velhasıl ülkemin gündemi akıl almaz bir şekilde, kimsenin bir şey anlayamadığı ama herkesin bildiği şeyler evirile çevrile farklı tip ve kelimelerle ısıtılıp ısıtılıp canım ülkemin biricik vatandaşlarının önüne servis ediliyor. Ben de ancak “GÜNAYDIN !” diyebiliyorum.

27 Ekim 2009 Salı

Günün şehri; Rize

Sabah gazetesinin internet sayfasında günün şehri Rize olarak seçilmiş bugün. Buyrunuz doya doya...

Sabah - Günün şehri;RİZE

Ayrıca benim kameramdan; Rize: Yakınlardan Manzaralar

20 Ekim 2009 Salı

Çıkarım (Farklı Bakabilmek)

Birinin arkasından ağlayanları gördüğünüzde üzülmeyin, bu onun hayattayken sevildiğini gösterir.

16 Ekim 2009 Cuma

Yalan

Gerçeğin çarpıtılmış halidir suskunluk
Yalan söylememenin yalanı olduğu gibi sessizliğin.

Nasıl yalansa gölgenin varlığı,
Güneşin eksikliğide yalandır gölgelerin olmadığı yerde.

Yalandır suskunluğun diğer adı.
Yalancının öteki yüzü sessizliğin.

Beni soruyorlardı bana, kendi cevapları için
Sessiz kalıyordum onların yalan övgülerine
Bir yalancı gibi; sessiz ve suskun.

15 Ekim 2009 Perşembe

Açık Mektup

Belediye, hükümet, devlet, cumhurbaşkanlığı ve bilumum devlet makamlarına açık mektubumdur.

Şimdiye kadar tek bir yasadışı iş yapmadığım için; mahkemeye sadece bir kere şahitlik yapmak dışında - o da yapamadan dönerek- yolum düşmediği için; hiç bir kamu arazisine gece kondu - akşam kalktı yapmadığım için; 3 kat verilen yere 35 kat otel-ev (rezildans diyorlar kendi dillerinde) yapmadığım için; devletin bankalarından aldığım kredi ile devletin mallarını satın alıp, satın aldığım şirketin ya da her ne ise onun kârıyla krediyi geri ödemediğim için; vergi cezaları alıp onları ödemeden sıyırmadığım için; adam yaralamadığım veya öldürmediğim için ve bunlar gibi hiçbir işi yapmadığım için gösteri yapma ihtiyacı duymadığım ve de bu ihtiyacı duymadığım için de polise, askere veya sivil vatandaşa da taş atmadığım için; bunları yapanlara topluma uyum, mağduriyetlerinin giderilmesi v.b. adı altında yapılan yardımların, tanınan ayrıcalıkların v.b. iki katını talep ediyorum.

Örnek vermek gerekirse; dere yatağında evim olmadığı, evimi sel basmadığı ve dere yatağı ıslahı için kamu arazisi üstünde olmayan evimi yıkmak zorunda kalmayacağınız için bir yerine iki ev talep ediyorum (Malum yıkım masrafları ve hafriyat çalışmaları da baya bir tuzlu artık.) Affedilmiş bir vergi borcum olmadığı için ileride kaçıracağım tüm vergilerin cezai işlem görmeksizin affedilmesini talep ediyorum. Ayrıca sinirimi bozan birkaç kişiyi temizlersem de beni tutuklamazsınız diye ümit ediyorum. Unutmadan satılacak ilk büyük kamu kuruluşunun 1 kuruş temsili bedelle -1 kuruşu kamu bankalarından biri öder artık- doğrudan benim üzerime geçer diye de bekliyorum.

Bu düşüncelerimin gerçekleşmesi için tüm resmi kurumlardan gereğini yapmasını beklediğimi belirterek münasip yerlerinizden öpüyorum.

Saygılarımla.

Not: Aynı taleplerde bulunacak sayısız kişi lütfen sıranızı bekleyin.

14 Ekim 2009 Çarşamba

Hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir!

Siyahın kötülüğün rengi olduğunu düşünüyorsanız bir de kirli halde beyazın yanında durmayı deneyin.

12 Ekim 2009 Pazartesi

Tiyatro sezonu

Sonunda tiyatro sezonunu biraz gecikmeli de olsa açtım. Pazar günü "Çıkmaz Sokak" adlı yazarı Türk, yönetmeni Türk, oyuncuları Türk ama içindeki karakterlerin yabancı olduğu... Konunun tanıdık ama oyunculuklarla bir o kadar yabancılaştığı bir oyunla sezonu açtım. Oyunun ikinci perdesinin başında elektrik kesildi. Etrafımdaki yorumları duymanızı isterdim. 10 – 15 dakikadan fazla ne jeneratör devreye girdi ne de her hangi bir duyuru yapıldı. Bir süreden sonra oyuna ara verildiği ve 5-10 dakika içinde yeniden başlayacağı söylendi. Seyircilerin bir kısmı çıkmıştı ki elektrik kesintisi giderildi ve oyun o an yeniden başladı. Kısacası kötü bir sezon başlangıcı yaptım. Oyunu da pek beğenmedim. Nasip, kısmet, hayırlısı…

9 Ekim 2009 Cuma

Bütünün Bir Parçası


Doğa ve yaşam bir tekrarlar ve aynılar bütünüdür. Bu birçok kişinin bildiğini düşündüğü ama yanlış bildiği “Kaos” teoreminde bile kendini gösterir. Yeterince izlenebilen ve hakkında yeterli bilgiye sahip olunan her şeyin aslında bir düzen içinde hareket ettiğini görebilirsiniz.


Örneğin düzensiz olarak damladığını düşündüğümüz bir musluk bile yeterli süre izlenirse belirli bir seriyi takip ettiği ve kendi içinde bir düzene sahip olduğunu gösterir. Doğada bunun gibi birçok örnek mevcuttur. Yandaki resimde gördüğünüz bitkinin kendini sürekli tekrarlayarak büyümesi gibi birbirinden bağımsız olduğunu düşündüğümüz birçok olayda birbiri ile bağlantılıdır.

6 Ekim 2009 Salı

Gölge

Çoğunlukla ışığın arkanızdan vuruyor olması doğrudan gözünüze vurmasından iyidir.

2 Ekim 2009 Cuma

Göçebe


"Ruhunuz aslında sandığınız kadar masum değilse, hatta bir istilacıysa, ne yapardınız?" Bu soru bir özet olmakdan çok içine çekip daha fazla sorular oluşturacak bir giriş. Uzunca bir süredir adetim olduğunun aksine ikiden fazla kitabı aynı anda okumaya çalışıyorum. Ama sanırım en çok Göçebe (Stephenie Meyer - Epsilon Yayınları) beni kendine çekti ki ilk olarak o bitti.

Bitti ve bitirdikten sonra etrafımdaki herkese tavsiye ettiğim bir kitap haline geldi. Aslında bir seri ile tutulmuş yazarların birçoğunda sonradan ilk seri kitaplarda olduğu kadar başarılı olamama gibi bir durum söz konusudur. Ancak Göçebe benim açımdan bu kanıyı yıkan kitaplardan biriydi.

1 Ekim 2009 Perşembe

Yakınlardan manzaralar (Rize)

Ben susuyorum resimler konuşsun...











Yanılsama / 2009 -2013