Ana içeriğe atla

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümden cümle doğan ölmüştür." diyeni anlamak o kadar da kolay değil. Diyenin neyi neden dediğine de kafa yormak gerek. Diyene de...

Son zamanlarda kafama bir müslüman tanımı takıldı. Öyleki kendimi bile içine oturtamıyorum. Bir taraftan bu kadar zor olamaz derken diğer taraftan bu kadar da kolay olmamalı diyorum. Bir insanı müslüman yapacak yegane şey başta insan olmak diye geçiyor içimden. Ancak yazılı tüm metinlerimizde öyle sıfatlardan ve öyle yaşantılardan bahsediliyor ki... Etrafıma baktığımda dağılıp gidiyorum.

Bir insan kendini en iyi nerede toplar? Nerede toplamalı? Orası bile insanı dağıtıyorsa, sırtındaki yükü azaltmak şöyle dursun biraz daha batsın diye uğraşıyorsa nereye kaçar ki insan! Nereye sığınır?

Evime yürüme mesafesinde "Sanki Yedim" diye anılan bir cami var. Adı tabeladan ibaret!

Çok yazasım var da yine ucu bizim mahallelere dokunacak diye sineye çekiyorum. Ancak şu kadarını da şuraya yazmadan edemeyeceğim. Hiç bir zaman çok kolay bir hayatım olmadı. Yine de şükrettim, sabrettim bir şekilde sürdürdüm. Ama son zamanlarda kendimi o kadar mutsuz ve çaresiz hissediyorum ki anlatsam dahi etrafımda ne dinleyecek birileri var ne de dinlediğinde anlayacak olanlar!

Acımadı ki!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…