Ana içeriğe atla

Zaman

Dostum,

Zaman çok hızlı akıp gidiyor. Koskoca 3 ay hiçbir şey yazamadan gitmiş. Şirketin 10. yılı gelmiş geçmiş farkında değilim. Günlüğün 6. yılı da geride kalmış. Bununla birlikte 431 adet gönderi olmuş. Her birinin bir güne tekabül ettiğini varsaysak dahi çok uzun bir vakit...

Evliliğe hazırlık, evlilik ve işlerimin biraz daha yoğunlaşması ve yorucu hale gelmesi ile burası atıl bir şekilde kaldı. Oysa ne çok şey oluyor. Mesela ülke herkesin mutsuz olduğu koca bir köy haline geldi. Siyasetin bulaştığı en temiz insanlar bile kirlendi. Konuşacak onca şeye rağmen benim gibi birçokları susmayı tercih eder oldu.

Bu arada olup biten güzel şeylerde gümbürtüye gidiyor. Malesef hep şikayet ettiğim bu curcuna beni de acımasızca içine çekmiş durumda... Çok sevdiğin sahil yürüyüşlerim, tiyatro oyunlarım hayal oldu. Evde koltuğumda oturup okuduğum kitaplarımda... Sayfanın sağındaki şu sıralar kısmı neredeyse bir senedir aynı kitabı gösteriyor. Aslında biraz biraz okuyorum. Ancak ne buraya yazmaya ne de köşeyi güncellemeye bir türlü vakit olmuyor.

Yazacağım bundan sonra... Seyrek de olsa anlatmaya ve tarihe not düşmeye devam edeceğim. Okur okur gülümseriz belki beraber...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanı eğip, bükmek

Zaman, fiziki boyutların sanal olan dördüncüsü, elle tutulamayan.
Zaman, içinde olayların ardı ardına gerçekleştiği boyut…
Bilim adamlarına göre, aynen ışığın bükülebilmesi gibi zaman da eğrilip, bükülebilir ve eğer doğru koşullar gerçekleşirse yani yeterli hız yakalanırsa önce geleceğe ve daha sonra da geçmişe sıçramak mümkün olabilir. Bunu zaman yolculuğu gibi basit kavramlarla karıştırmayın. Bu şu “an” ın da içinde olduğu bir kavram. Öyleyse ne demek bu?
Bu soruya cevap verebileceğimi pek sanmıyorum, haddime de değil zaten. Ama bu soru etrafında dolaşıldığında dahi çok farklı yerlere çıkan kapılar bulabiliyor insan.
Çok sevdiğim bir çizgi dizide bir keşiş (“Avatar”) hava, su, toprak ve ateşi bükebiliyordu. Tüm dünyayı kurtaracak kişi olan keşişin bile zaman üzerinde böyle bir gücü yoktu. Sonra “Matrix” ve “Neo” var. Ancak o da olaylara hükmeder gibiydi, zamana değil ya da ben öyle algılamıştım. “Aslında bir kaşık yoktu!” ve “Kırmızılı kadın da bir ajandı.” değil mi? Ya “Hiro” için ne…

Geliyor yaklaşmakta olan

Şimdi gece gece bu da nereden çıktı yazısı bu, baştan söyleyeyim. Pastör görünümlü ajanımız ülkesine dönmüş. Ekonomik kriz merhale merhale ilerliyor. Ama inanın ben bunlarla pek fazla ilgilenmiyorum.

Geçtiğimiz günlerde Fatih Altaylı bir yazısında günümüz Türkiye'sindeki problemleri sıralamış en sonundasa bunlardan değil de insanlığımızı kaybetmekten çekindiğine dair bir görüşle bitirmişti. Çok uzun bir vakittir ben de böyle hissediyorum.

Bir süredir internette "Adam sende! Oku diyorsun da insanlarda okuyacak mecal mi bıraktınız?" tarzında görüşlere rastlıyorum. Oysa Yunus Emre, Mevlana okumadan ya da Aşık Veysel dinlemeden neyin geldiğini, yaklaşmakta olanın ne olduğunu ve buna nasıl hazırlanman gerektiğini nereden bileceksin ki! İnsanların ne vakti, ne enerjisi ne de parası varmış okumak için!

Oku derken neyin kastedildiğini bile anlayamaz hale geldik. Yapı söküm yapmadan, cümlenin ya da kelimenin kökenine inmeden okuyup geçmişsin ne olacak ki? "Korka durun ölümde…