31 Temmuz 2009 Cuma

Yazabilmek

Seni yazabilmek
Tanıdıkça, sana dokundukça
Güçleşen bir olgu gibi
Sana dair yazabilmek

Harfleri eksik bir alfabe,
Heceleri kayıp kelimelerle
Zaman kipi olmayan cümleler gibi
Sana dair yazabilmek

Sözcüklerin yetersizliğinde
Her sıfatının havada donması gibi
Sen olmadan
Sana dair yazabilmek

Yaşayabilmek hatıralara rağmen
Adını anamadan
Tek harf olamadan ölmek gibi
Sana dair yazabilmek

Kelimelerin yalancı kardeşliği
Dostların sahte gülüşleri
İsteksiz yaşamanın ıstırabı gibi
Sana dair yazabilmek

Güneşin soğukluğu
Karın sıcaklığı
Bir yanardağın buzlu tepesi gibi
Sana dair yazabilmek

Affı olmayacak günahlar içinde
Meleklerin acımasız kâtipliğiyle
Sen olmazsın ötesinde diye
ölümden bile korkarak yaşamak gibi
Sana dair yazabilmek

21 Temmuz 2009 Salı

Duyguların kardeşliği

Bütün düşüncelerimiz ve duygularımız, duyularımız kardeş aslında. Mesala sevgi ile nefret, görmek ve duymak...Habil ile Kabil gibi kardeşlikleri bazılarının; kalbim deli gibi severken beynim nefret edebiliyor, bir sesi duymak için deli olurken aynı sesin yansımasından kaçabiliyor insan. Duygular ve düşünceler arasında çok ince bir çizgi var, iki tarafıda keskin bir bıçağın yüzleri gibi.

Bazen hangisini hissediyor hangisini düşünüyorsunuz rahatlıkla birbirine karışıtırabiliyorsunuz. Bir şeyi yapmanızı beyniniz mi kalbiniz mi istiyor? Bunu anlamak bazen çok karmaşıklaşabiliyor. Buna birde hayali danışmalarımız katılıyor; sol tarafdaki mızraklı danışman bir yöne çekiyor kararlarımızı, diğer tarafımızdaki kanatlı olan diğer bir yöne . İşte gelgitlerde böyle zamanlara rastlıyor sanırım.

Daha kötü durumlarda ortaya çıkabiliyor bazen. Beyin ve kalp ortak bir noktada buluşuyor. Ve felaket geliyorum diyor. En kısa yoldan kaçmak lazım. Her yerde sinyaller karşımıza çıkmaya başlıyor. Ama beyin kalbe tam bir itaat halinde, gözler ve kulaklar alt yüklenici olarak mütaahide uymuş durumda. Kim ne dese nafile.

Öz kardeşlerin birbirini öldürmesi böyle gerçekleşiyor işte. Perde arkasındaki patronun istekleri zorlayıcı olmaya başlıyor bir yerden sonra. Taşeronlar görünürdeki patrona baş kaldırıyor maaşları ödenmediği için. Çalışanlar grev tehditleri ve iş yavaşlatma eylemi yaparken, tüm işler askıya alınıyor ve hayat durma noktasına geliyor. Bir bakıyorsunuz işveren lokavt ilan etmiş. Hop tüm fabrikanın fişi çekilmiş. Beyin iptal, kalp istemsizde olsa bir şeyler yapmaya çalışıyor ama neye yarar; al sana bitkisel yaşam.

17 Temmuz 2009 Cuma

Bir'de

Tüm sır Bir'de saklı
Bir'den kayboldu
Sende Bir'de bulmalısın beni
Benim seni bulduğum gibi

Sende gördüm Bir'i
Bir de buldum seni
Sende bulmalısın beni
Benim seni bulduğum gibi

9 Temmuz 2009 Perşembe

İyilerin siyah giydiği bir dünyada beyaz giyen bir siyah!

Çok uzunca bir zamandır kullandığım ve dile getirdiğim bir cümle:"İyilerin siyah giydiği bir dünyada beyaz giyen bir siyah!"Aslında bu benim son zamanlardaki ruh halimi anlatmak için kullandığım bir tanımlamaydı. Sanırım O’na da uyuyor bu tanım. Ama farklı bir şekilde...

Malum pop müziğin bence de tartışmasız kralı olan Michael Jackson dünya sahnesinden çekildi ve son günlerde Michael Jackson ile ilgili o kadar doğru-yanlış haber çıktı ki ölümünden sonra bile rahat edemedi sanırım. Sonuçta her şey dönüp dolaşıp maddiyata saplanıyor nede olsa. Albümleri yeniden liste başı oluyor, şarkıları müzik listelerinde -hem de birçok ülkede- yeniden bir numaraya oturuyor. Tabii dolayısıylada bu yeni gelir kapısını canlı tutmak için bir ton haber servis ediliyor. Geçenlerde okuduğum bu haberlerden biri de; Jackson'ın Müslüman olduğu ve bu yüzden de ailesinin isteğiyle Müslüman adetlerine göre defnedileceği yönündeydi. Ne dersiniz üzerindeki doğal siyah giysiden kurtulmak için hem servetinden hem de sağlığından olan Jackson, son yolculuğuna gerçektende beyazlar içinde çıkmış olabilir mi?
Yanılsama / 2009 -2013