30 Ocak 2009 Cuma

Bir cin çıksa karşıma

Bir cin çıksa karşıma şimdi
Küçülmek isterdim o kadar ki
Göremesin gözlerin beni
Bakışlarından sakınmak, saklanmak
Giz aleminde izimi kaybettirmek
Kaçmak isterdim belkide o cevaptan
Duymamış gibi yapmak

Bir cin çıksa karşıma şimdi
Ne isterdim en çok biliyor musun
Kurtulmak bu utançtan sonsuza dek
Çıkartmak hayatimdan o anı
Alıp gitmek bulduğum o cesareti belki
Ya da geri almak zamanı ki
Beraber olabileyim yeniden seninle

29 Ocak 2009 Perşembe

İstanbul Efendisi

Güzel bir gündü, İstanbul’da yaşadığıma minnettar olacak kadar. Biraz orada biraz burada dolaşıp duruyorum geldiğimden beri. Dostları, arkadaşları ve akrabaları görüp vakit dolduruyorum. Birçok şeyi özlemişim aslında, bunları sıralamak mümkün bile değil. Ancak bunlardan biri var ki bugün kesinlikle doydum, tiyatro. Yakın dostlarla izlenecek keyifli ve kaliteli bir oyun gibisi yok.

Bu akşamki keyif ve neşemizin adı İstanbul Efendisi ve birçok yerde de okuyabileceğiniz gibi oyun gerçekten iyi. Eğer vaktiniz varsa ve müzikli oyunlardan hoşlanıyorsanız mutlaka izleyin. Oyundaki İrfan karakterini özellikle çok beğeneceksiniz. Hele ki bizim gibi yanınızda götürebileceğiniz, adı İrfan olan bir arkadaşınız varsa gülme krizlerinizin normalden biraz daha uzun süreceğini söyleyebilirim. Oyunun yönetmeni birçoğumuzun tanıdığı bir isim olan Engin ALKAN. Bu oyunda kesinlikle takdire şayan bir iş çıkartmış. Tek tek oyundaki oyuncuları sayamayacağım ama emin olun her biri diğeriyle yarışacak kadar iyi performans sergiliyor. Oyun hakkındaki detaylı bilgiyi ve daha da fazlasını http://istanbulefendisiardiyesi.tr.gg/ adresinden edinebilirsiniz. Şimdiden iyi eğlenceler dilerim.

Bu arada ben oyunu Sadabad Sahnesinde seyrettim. Sadabad Sahnesinde oyunu her yerden seyredebilirsiniz. Öyle ki oyuna yer bulmanız oldukça zor oluyor. Burada Tuğba’ya bir kez daha teşekkür etmek istiyorum yerlerimizi ayarladığı için.

Oyundan çıkışta Vefa Bozacısı’nda aldık soluğu. Ancak hayallerimiz yıkıldı. Çünkü kapalıydı. Oradan tam anlamıyla bir U dönüşü yapıp Balat İşkembecisi’ne gittik(Teşekkürler Emre). İstanbul’dan aylarca ayrı kalınca her yeri ayrı bir güzel geliyor. Bu arada bugün Süheyla’nın doğum günü ve yeni yaşını ilk kez bizimle birlikte orada kutladı maalesef. Bir kez daha doğum gününü kutluyorum arkadaşım, her yeni doğacak gün yeni mutluluklarla gelsin.

24 Ocak 2009 Cumartesi

Kumsaati

Bir kumsaati tasviri çizer misin bana kelimelerle
Acı çekmesin içindeki hiç bir tane
Savrulmasın başkasının zamanı için bir taraftan diğerine
Yarışıp durmasın diğerleriyle zorlamayla
Durabilsin her bir tane kendi durmak istediği yerde

Bir kumsaati tasviri çizer misin bana kelimelerle
Zamanın içinde akarken tane tane
Dursun zaman kendi içinde, istediğinde
Değişim umudu ile savrulurken bir o bir bu yana
Aynı şeyleri yaşamasın hep, farklı yerler beklerken

Bir oyun gibi yasak olsun tüm hüzünler
Kullanılmasın içinde ne aşk ne de son
Bir kumsaati tasviri çizer misin bana kelimelerle

20 Ocak 2009 Salı

Melekler ve Şeytanlar

Hani bir hikâye vardır. Her kar tanesinin yeryüzüne bir melekle indirildiğine dair. Kimin inancıdır, hangi din ya da ırktan gelmektedir, çokta umurumda değil aslında. Burada beni ilgilendiren konunun ana fikri. Hatırladığım kadarıyla, daha doğrusu kafamda çizdiğim kadarıyla görevini tamamlayan melekler insanoğluna yardım etmek üzere yeryüzünde kalırlarmış. Şimdi bir düşünün ne kadar uzun zamandır uzun süreli kar yağışı görmediniz ve ne kadar uzun zamandır insanlar kuraklık, küresel ısınma ve savaşlar gibi problemlerle uğraşıyorlar. Acaba melekler yeryüzüne inmekten mi vazgeçti? Yoksa onların ulaşım aracı olan kristalleşmiş su damlacıklarının yağmasını engelleyecek koşullar oluşturarak biz mi engelledik yardıma gelmelerini? Ne yapabiliriz diye düşünüp, yeniden davet etmek için onları çok mu geç kaldık? Sizde hatırlıyor musunuz benim gibi bembeyaz kışlarınızı! O kışlarda abilerinizin, ablalarınızın ve hatta anne - babanızın merdivenlerden kızaklarla gülüp, eğlenerek geçirdiği günleri...

Bir de düşünün şimdi gökten sürekli metal kar taneleri düşüyor. Biri bin oluyor bazen ve yıkıyor hayallerimizi. Ne dersiniz bunları şeytanlar indiriyor olabilir mi düşmemeleri gereken yerlere? Bir bebek ölürken yıkılan duvarın altında izliyor mudur doğaüstü bir varlık zevkle! Yoksa biz insanoğlu kendi kudretini mi ispatlamaya çalışıyor! Can vermek yerine can alarak başarılabilir mi bu? Hemen her inançta kutsal bir parçası olan bizler kendi ellerimizle yıkmıyor, kirletmiyor muyuz temiz ruhlarımızı kanlı ellerimizle?

Evet, şimdi yine birileri çıkacak ve ne tutarsız ne saçma düşünceler diyecek. Evet, yine birileri "Mutluluk için bile ilahi ve var olmayan şeylerden yardım almayı mı umuyorsun?" diye soracak. Çocuk gibi hayallere dalıp peşinden koşmak istiyorum evet. Eleştirin beni kıyasıya, ne de olsa o yüzden burada bu yazı. Ama yine de dinleyin beni, bir fırsat verin. Küresel ısınma denen felaketi biz yaratmadık mı? İki ayakları üstünde yürüyüp konuşabilen ama yinede sorunlarını kavga ederek ve hatta olayı bireysel olmaktan çıkartıp kitlesel imha silahlarıyla birbirini öldürerek çözmeye çalışan başka bir canlı türü daha var mı bildiğiniz?

Şimdi siz söyleyin bana bir melek olsaydınız; Gelir miydiniz o kar taneleriyle dünyaya ya da kar tanesini alıp sırtınıza koşar mıydınız biz insanoğluna yardıma? Duyar gibiyim yine eleştirileri "Madem melek onlar neden yargılıyorlar bizi!" diyen. Be hey âdemoğlu uyan gafletten ve bak etrafına... Yok öyle melekler etrafımızda artık, belki de hiç olmadı. Belki de insanlar meleklerdi eskiden. Şeytanın da kuyruğu ve boynuzları yok artık. Ne de kırmızı rengi derisinin cehennemden yeni cıkmış gibi. Ne bombaları taşımalarına gerek var sırtlarında. Ne de aramızda dolaşıp duruyorlar bizi bize düşürmek için. Bizleriz her biri, şeytan ve melek.

Seçin artık ne olduğunuzu ve başlayın ne yandaysanız o şekilde yaşamaya. En büyük yalan olan tarafsızlığı sürmeyin sakın ileriye! Bir gülümseme vererek başlayın sokakta pardösünüzün eteğini çekiştiren çocuğa. Emin olun dünya daha güzel bir yer olacak o zaman ve yeniden inecek melekler kar taneleri üstünde yanımıza. Her birini göreceğiz aramızda dolaşırken işte o zaman. Emin olun tam düşerken omuz verecek biri, yanınızda olacak bir diğeri el vermek için...

18 Ocak 2009 Pazar

Açılış

Herkese selamlar,

Şimdi herkes dönüş yolundayken bir kez daha yola yeni çıkıyorum. Bu yüzden de ilk yazımın bunu açıklayıcı ve birazda bana dair olmasını istedim.

Birçok şeyi geriden takip eden biri olarak hiç pişman olmadım aslında. Öyle ki herkes okurken ben çalışıyordum. Herkes çalışırkense ben yanında bir de okumakta ısrarcıydım. Neredeyse etrafımdaki herkes askere gidip gelirken ben yine acelem yok diyordum. Şimdi onu da etrafımda ki son kişi olarak yaptım neredeyse... (Neredeyse çünkü bir dostum hala bu konuda benimle yarışıyor ve sanırım benim rekorumu geçmekte pekte zorlanmayacak...)

Burada içimden gelen, yaşadığım bazı şeyleri paylaşmak için bazen, ama daha çok hemen herkesin aklına gelen fikirlerimin yandaşlarını bulmak ve birazda onların bu konular hakkındaki görüşlerini duymak için yazacağım. Kesinlikle bir şair edasıyla değil ama arada bazı şiirlerimi de paylaşıp, okuyanların yorumlarını görmek de iyi olacak. Başkalarının sevdiğim yazılarını da paylaşacağım buradan. Bu sayfalarda yaptığım ve yapacağım gezilere ilişkin notlarda bulacaksınız sıklıkla.

Birazda neden "Saatçi ve Kör saatçi" buranın adı onu açıklamak isterim. Bu belki de burada ne tarz şeyler bulacağınızı da açıklar. Teşekkürler ki, internet büyük ve güzel bir kaynak. Wikipedia'daki şu sayfa (tr.wikipedia.org/wiki/Kör_Saatçi)Saatçi ve Kör saatçi kavramlarını kısaca açıklayacaktır ve eminim şu an anlam veremeseniz de, burayı takip ettikçe bunun nedenini biraz daha iyi anlamanıza yardımı olacak.

En kısa sürede geçmişe yönelik yazı ve güncellemelerle içeriği zenginleştirmeye çalışacağım.

Eğlenceli ve mutlu günlerde buluşmak dileğiyle, saygılar ve sevgiler...

Yanılsama / 2009 -2013