29 Temmuz 2013 Pazartesi

Süleymaniye’de bir teravih akşamı*

Üst not: Uzun uzun yazmayı düşünüyordum ve birkaç kez dile getirmiştim. Suriçi'nin durumunu içler acısı. Bizim oraların insansızlaştırılması konusu ise artık önü alınamaz bir durumda. Hele camiiler... Bu sene Ramazan'da yaptığım kendi "kültür" turumdan hareketle yazacaktım bu konuyu ama Ekrem Dumanlı benden önce davranmış. Ben biraz daha farklı bir açıdan yine de yazacağım ama şimdilik bu bakış açısı da benim duygularımın bir kısmını anlatmak adına yeterli olacaktır.

* * *

"Beyazıt Camii hariç İstanbul Suriçi’ndeki camilerin restorasyonu çok şükür ki bitirilmiş. İnsanın içine inşirah veriyor bu yeni hal. Ancak mübarek Ramazan ayına rağmen, o pırıl pırıl camilerde üç-beş saf bile teşekkül etmiyor. O muhteşem Süleymaniye’nin nerdeyse tamamı boş. Sultanahmet Camii’nin önemli bir kısmı turistlere tahsis edilmiş; ancak saflar oralara kadar bile ulaşamıyor. Yazık! Daha 20 yıl önce lebâleb dolan o güzelim camiler neden şimdi bomboş? Eminönü Yeni Camii’nde tek bir saf bile yok, Nuruosmaniye ıssız bir karanlığa gömülmüş, Şehzadebaşı Camii mahzun, Valide Sultan Camii münkesir. Hatta Fatih Camii’nde o eski cuş u huruşa rastlamak mümkün değil. Neden?

Suriçi dediğimiz o muazzam mekân uzun yıllardan beri insansızlaştırılıyor. Tarihi beldede yaşayan insanlar evlerini önce işyerlerine terk etmek zorunda kaldı; ayakkabıcılar, dericiler, turistik eşya satıcıları vesaire... Ardından otel istilası başladı. Yer gök otel şimdi. Eğlence yerlerinin hadd-u hesabı yok. İstanbul Üniversitesi’nin Beyazıt’ta olması bile Suriçi’ni ‘ölü şehir’ haline getirmekten kurtaramıyor. Çünkü talebenin kalacağı ev yok artık bu muhitlerde. Trafik halka kapalı, bürokrasiye açık. Vatandaş giremiyor ama turist taşıyan otobüsler cirit atıyor. Artık eskisi gibi Anadolu’dan bir öğrenci akını da yok ki, öğrenci yurtları bu mekâna can suyu olsun. Varsa turizm, yoksa turizm!

Eskiden Suriçi’nde kültürel bir hareketlilik vardı. Kubbealtı, Türk Edebiyatı, Küllük gibi mekânlarda kültür sanat konuşulur, sahaflar, Beyaz Saray, Cağaloğlu gibi yerlerde kitap alınır satılırdı. Şimdi oralarda da in cin top oynuyor. Tarihi birkaç bina da nargilecilerin işgaline maruz kalmış. Bir zamanlar Sultanahmet Camii avlusunda kitap fuarı düzenlenirdi. Mekân kifayet etmiyordu; ama insanlar cami ile kitabı bir arada yaşıyordu. Cami hayatın içindeydi. Şimdi Beyazıt Camii’nin yanına taşınmış fuar. Ne yazık ki bomboş. 32.si düzenlenen fuarın boynu bükük, duruşu sönük. Yazık ki ne yazık…

Sultanahmet Camii’nin avlusuna insanlar gelip iftar açıyordu. Etrafı da temiz tutuyorlardı. Bu sene bütün çimlerin üzerine su basmışlar, her taraf sırılsıklam. Neden? İnsanlar oturmasın diye. İnsanın mabed bahçesinde iftar açması camii ile barışması anlamına da geliyor aslında. Keşke senede bir ay bu güzel buluşmanın önüne geçilmeseymiş. Mabed ve şehir namaz dışında nasıl buluşacak? Suriçi’ne bakınca insanın içine derin bir hüzün doluyor. Muazzam bir medeniyetin bu kadar horlandığı başka bir tarihî şehir var mı Allah aşkına? Paris? Roma? Viyana? Hangi medeniyet abidesinde şehir insansızlaştırılıyor ve ticarî bir meta haline getirilerek turizmin emrine amade ediliyor. Sessiz sedasız gidin bir selatin camiye; inanın içiniz sızlayacak, kalbiniz daralacak. Günah değil mi?"

* * *

*Ekrem Dumanlı'nın 29 Temmuz 2013 tarihli köşe yazısının ilgili bölümünden alınmıştır.

17 Temmuz 2013 Çarşamba

Sorun

Sabah çok erken, gece çok geç benim için
Gündüz meşgul olduğunu düşünüyorum
Akşam yolda olduğunu varsayıyorum
Eve vardığındaysa evdesin
Evde olmadığında da evde yoksun zaten
Tatildeyken tatilin, işteyken işin sorun
Arkadaşlarınla iken sorun arkadaşların oluveriyor
Yalnız olduğunda yalnızlığını bölme diyor ses
Kafamın içindeki o ses
Bir tek an kalıyor bana sensiz
İşte o zaman
Yanındaysa yanındadır diyor o ses

4 Temmuz 2013 Perşembe

Sosyoloji lisansı

Dün fırsat bulup da buraya not düşememiştim.

Haziran başında, dört sene önce o mu bu mu diye kura çekerek başladığım ve büyük bir keyif alarak okuduğum sosyoloji bölümünü ders ve sene kaybetmeden bitirdim. Dün itibariyle diplomamı da alarak bu konuyu kapatmış oldum. Okuduğum binlerce sayfadan ,bazılarını istisna tutmak kaydıyla, bence çok güzel şeyler öğrendim. Sosyoloji en azından beni onlarca yazar ve düşünürle ilk kez ve bazen tekrar tanıştırdı. Elias Canetti ve dolayısıyla Kafka tanışıklığı ise bunların sanırım en değerlisi... Bunu küçümsemeyin bazen bir paragraf, bir cümle yeter kendinizi biraz daha ve yeniden bulmanıza...

Velhasıl sosyoloji bitti şimdi önümüzdeki maçlara bakacağız hayırlısıyla... İlk emirde, "Oku!", takılı kalmayıp ilerleyebilmek duasıyla...
Yanılsama / 2009 -2013